bilinçsiz bi koşturmaca
makyajımı yarım bırakıp saçlarımı yaparmışım gibi...
yavaşça acele etmek; aklımda değilse bile hayatımda anlam buluyor.
30 Mayıs 2012
28 Mayıs 2012
...
masamdaki kocaman hesap makinesi, 1825 gün 43800 saat dedi.
dışarıda da yağmur vardı. bi kahve yaptım.
dışarıda da yağmur vardı. bi kahve yaptım.
23 Mayıs 2012
21 Mayıs 2012
desire to inspire
bazen yanlış işler peşinde koştuğumu düşünüyorum. tamam tamam bu bazen'ler bendeki zaman mefhumunda epey yakın bir aralığa tekabül ediyor. yapamadığımı zannettiğim şeyler, yaptığımı zannettiğim şeylerden daha ağır basıyor bazen. her neyse..
geçen günlerden birinde, her bakımdan bayıldığım marka anthropologie'den bahsedince; ''london'daki mağazalarının içinde kocaman bir ağaç var. ve çalışanların hepsi çok güzel.'' dedi patronum. beni yalnızca harika tasarımlı ürünleri ve pazarlama stilleri ilgilendirse de, bu bilgiler pratikte etrafımda en azından bir saksı aramaya ve aynaya bakmama yaradı. etraftımda saksı yoktu ve biz o kadar da güzel değildik. ama en azından ilham almak için doğru adreste olduğumu biliyordum.
beyaz, çiçek ve gün ışığı bir araya geldiğinde; uyku, mutluluk, saflık, sadelik.. en çok da huzur mu doğurur? bunlara bakarken bunları düşünmedim. sadece hayalini kurduğum iki evden birkaç kare gördüm.
20 Mayıs 2012
...
komedi filmlerinde, hastanede iğne olacak karakter; hemşirenin elindeki kocaman şırıngayı görür ve macera başlar. tam anlamıyla o sahneyi yaşadım diyemem. sadece gülümsedim. fakat koluma doğru yaklaşan ve beni saniyeler sonra uyutacak olan şırınga hatrı sayılır büyüklükteydi. o kadar ki kafam hala güzel. gerçekten güzel. bir kısmını hatırlamadığım günün, geri kalanında yarı biliçsiz halde tatlı tatlı uyudum. bu anestezi kafası iyiymiş. rüyaları da öyle. yaratıcılık had safhada. sanırsın uzay yolu: 2012. sevdim.
16 Mayıs 2012
geçmiş zamanın hikayesi
geçmişe giden pek çok araç bilirdim ben.
gitmemek için de..
kaçmak için de...
kalmak için de...
ama en çok da arada kalmayı bilirdim.
şimdi neyi bildiğimi bile bilmiyorum.
11 Mayıs 2012
Friday I'm In Love
bugün içimde çeşit çeşit duygular var carlos. bunlardan biri de, bu duyguları buraya yazmanın saçma olduğu düşüncesi.
sahil kenarında bir bankta oturup karşı tepedeki ışıkları izlerken, içkimden bir yudum daha alacağım o gün. ve içimden o sihirli kelimeyi söyleyeceğim. bana düşen hayal bu. bu kadar klişe.
şimdi dinleyeceğimiz şarkıların konusu değişiyor. biraz daha boşluk hissetmeye hazır mısın?
söylediklerim, içimden geçenlerin yüzeysel ve prizmadaki yansıması gibi. konuyu çarpıtmakta üstüme yok.
sahil kenarında bir bankta oturup karşı tepedeki ışıkları izlerken, içkimden bir yudum daha alacağım o gün. ve içimden o sihirli kelimeyi söyleyeceğim. bana düşen hayal bu. bu kadar klişe.
şimdi dinleyeceğimiz şarkıların konusu değişiyor. biraz daha boşluk hissetmeye hazır mısın?
söylediklerim, içimden geçenlerin yüzeysel ve prizmadaki yansıması gibi. konuyu çarpıtmakta üstüme yok.
9 Mayıs 2012
3 Mayıs 2012
30 Nisan 2012
bir yudum daha alsam sarhoşum
Büyük bir kayıp olmadığımı bile bile.
Bol buzlu, naneli limonata canlanıyor zihnimde. Kocaman bardakta.
Huzurlu baharın, güneşli ama buruk anların limonatayla bi ilgisi olmalı.
Bazı bildiğim şeyler doğru değil.
Gerçeğe çok yakın gülücüklerimi saçtım.
Makyajımı sildim, kostümümü çıkardım.
Pijamalarımı giydim.
İyi oyun çıkardım.
Gülümsemeye çalışmak dünyanın en zor oyunu bazen.
Hey bebeğim, yüzündeki o pr gülümsemesini görüyorum!
Dondurma yerken bile mutsuz olabiliyorsun.
Bileklerimin üşümesinden nefret ediyorum. Bir de yağmurdan ıslanmış ellerle kuru saçlarıma dokunmaktan.
Saçlarımdaki beyaz tel sayısı günden güne artıyor. Ve hiç dert etmiyorum. Bileklerim üşürse mutsuzluktan ölürüm.
Brian Molko dinlemeyeli çok olmuş. Ruhum dondurma kıvamında.
Bir şarkının, başka bir şarkıdan esinlenme olduğunu fark ettim az önce. Bu bana hiçbir şey kazandırmadı.
Bazı günler sepyaya yakınsa bile bazı nesneler renkli.
Bahar ne güzel bir kelime.
Her şeyden çok çabuk sıkılabildiğim halde, değişimi nasıl bu kadar zor kabulleniyorum?
Bir yanım gökyüzüne bakarken, bir yanım toprağa kök salmış.
Tozu dumana katarak yolculuğa çıkmak için çok mu geç?
Azıcık özgür olmak için, biraz mutlu olmak için çok mu geç?
Bazı hayaller için paralel bir evrene ihtiyacım var.
27 Nisan 2012
...
9:00
sözlükte iki kelime gördüm.
zamanda yolculuğa çıktım
zamanda yolculuğa çıktım
müzik kutusuna bozuk para attım.
şarkım sıraya girdi
biraz bekledim
ve çalmaya başladı.
gelsin çağrışımlar, gelsin anılar...
26 Nisan 2012
20 Nisan 2012
17 Nisan 2012
17 nisan
"canımın içi, böyle şeyler yalnızca romanlarda olur."
bu cümleyi çok sevdiğimi söylemiş miydim?
bu cümleyi çok sevdiğimi söylemiş miydim?
15 Nisan 2012
...
“Ne var ne yok?”
“Zor bir soru. Pek emin değilim ama tahminimce her şey var ve yokların içinde saklı.”
“Zor bir soru. Pek emin değilim ama tahminimce her şey var ve yokların içinde saklı.”
Oğullar ve Rencide Ruhlar
12 Nisan 2012
3 Nisan 2012
2 Nisan 2012
realite
7 renk vardı rüyamda. bir tren, bir de yaralı bir adam. hepsinden bir festival ortamı yaratıp fantastik/korku filmine bağladım. o nasıl bir görsel şölen, nasıl bir hazdı tarifi yok.
bazen bilinçaltım, bilince daha yakın olsa keşke diyorum.
bazen bilinçaltım, bilince daha yakın olsa keşke diyorum.
27 Mart 2012
23 Mart 2012
20 Mart 2012
...
''gündelik hayatta birine ulaşmak için, iç dünyanda binbir mücadele veriyor ve en kolay yoldan ulaşamıyorsan eğer; o kişinin gerçekten hayatında olup olmadığını tekrar düşünmen gerek''
demiş birisi.. bu cümledeki yedi yanlışı bulunuz.
19 Mart 2012
bişey
sabahın 9'unda çaldığı müziklere anlam veremediğim bir yayın organına maruz kalıyorum. ardından sığındığım kendi müziklerim bile fayda etmiyor. bütün gün aynı şarkılarla çalışıyorum.şimdi ise beynimin içince o saçma melodi dolaşıyor. nakaratı dilimde. buna sebep olan kişi eminim mışıl mışıl uyuyordur. bense dingin anlar peşindeyim.
14 Mart 2012
bazenbirgündenelerolur
öğle yemeği sonrası gelen baş ağrısı. çaydan medet ummak. umduğunu bulamamak. için uyurken, iyi görünmeye çalışmak. uyku sersemliğiyle cümleler kurmaya çalışmak. yaratıcılığın dibine vurmak. yine de iyi iş çıkarmak.mutlu gibi olmak ama olamamak. bir günlüğüne de olsa burçlara inanmak. gülmek, hak vermek. renklerin içinde siyah olmak. yoğunluğun arasında bir fotoğrafa bakmak. huzur bulmak, gülümsemek, rengarenk olmak. özlemek. bulutlanmak. hepsini dağıtmak için bir müzik dinlemek. dağılmak...
11 Mart 2012
...
ara sıra, bir zamanlar küçük bir kız çocuğu olduğunu hatırlamak lazım.
ya da
yer değiştirebilir miyiz ufaklık?
10 Mart 2012
5 Mart 2012
3 Mart 2012
03-03 - 22- 22
her şey bana boş gelince; zamanın ötesinde miyim, gerisinde miyim bilemiyorum. çok düşünme bunları dedi bi arkadaş anlatınca ben. 'bi arkadaş'lar ya hep doğruyu söyler, ya da anlamaz. ama arkadaşlar hep.. bilirsin işte...
22 Şubat 2012
8 Şubat 2012
1 Şubat 2012
31 Ocak 2012
...
uyku tatlı. kar var, fırtına var. hayat zaten berbat. ühü ühü.yorgandan kafamı çıkarmasam mı?
bu sabah böyle uyandım. ve bir günü daha böyle yedim... en çok da şibumi okurken bunu yapıyor olmam üzücü.
ama bazı günler bembeyaz karlara uyansan bile griye daha yakın olur. griyim ben şu an. kimbilir pantonem kaç!
bu sabah böyle uyandım. ve bir günü daha böyle yedim... en çok da şibumi okurken bunu yapıyor olmam üzücü.
ama bazı günler bembeyaz karlara uyansan bile griye daha yakın olur. griyim ben şu an. kimbilir pantonem kaç!
24 Ocak 2012
25th hour
bazı günler daha uzundur. bazı günler ertesi güne sarkar. uyuyamazsın ama uyusan bile yenilenmez. uyandığında hangi günde, günün hangi saatinde olduğunu bilemezsin. her şey upuzun aralıksız bir film gibidir. durgun akan bir film. bazen bir sürü şey biriktirirsin. ve sonra susar kalırsın.
tek başına film izler gibi izlersin kendini. sonra bir rüya gördüm sanırsın. uykusuzluklara sararsın.
7 Ocak 2012
2012
ben onu süslemeye, yazıp çizmeye, biraz kirletip biraz silmeye, silerken yırtmaya geldim. her sabah rengarenk boyamak için uyanıp her akşam karalamaya geldim. kenarına bulutlar, çiçekler, kırmızı rujdan öpücükler kondurmaya geldim. kendimi kendimle yeniyorum. hadi bakalım.
3 Ocak 2012
1 Ocak 2012
16 Aralık 2011
2 Aralık 2011
20 Kasım 2011
northern exposure
14 Kasım 2011
aşkın matematiği
"insan en az üç kişidir. kendisi, olmak istediği kişi ve aradaki farkta yaşayan üçüncü. en sahicisi de bu üçüncüdür. olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında, aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen. ne kendin kadar huzursuz ne de olmak istediğin kişi kadar hayalidir o. yine bu yüzden iki insanın birbirine âşık olması en az altı kişi arasında geçen bir hadisedir. hangi kişiliğinin hangi kişiliğe, hangi parçanın hangi parçaya özlem duyduğunu çözemediğinde, içmeyi unuttuğun sigara parmaklarını yakana kadar karşı duvara bakarsın."
emrah serbes
emrah serbes
27 Ekim 2011
27
tatsız tatsız 'yeni kayıt'a bakıyorum. ve canımız sıkkınken kendimizi neşeye vuruyoruz yine. bu duyguyu iyi biliyorum, iyi biliyoruz. iyi hatırlıyorum. şimdi anlatıyorum, en absürt halimle. çokça susuyorum. insan en çok konuşmak istediğinin yanında susuyorsa, en çok anladığının yanında saçmalıyordur belki de. o yüzden biriktiriyorum bir sürü şey. biriktirdikçe çoğalıyor, biriktirdikçe azalıyorum. aynı frekansta başka yayınlar...
22 Ekim 2011
21 Ekim 2011
14 Ekim 2011
insan bekledikçe olgunlaşıyor mu, yoksa olgunlaştıkça mı beklemeyi öğreniyor?
herhangi bir şeyi beklemekten nefret eden biri olarak, son birkaç yılım ıssız bir durakta beklemekle geçti. geçti demek yanlış olur gerçi. halimden memnundum. artık beklemiyor olsam da halen o durak civarında takılıyorum. sigara içsem, ciğerlerim iflas eder, her yer izmarit olurdu. ama murphy yasaları'na göre sigara yaktığın an otobüsün gelirdi. eğer gelecekse... hiç gelmeme ihtimali de var.
o küçük plastik taburede otururken bunları düşündüm desem pek doğru olmaz. yarın ne giysem diye düşündüm. saçlarımın rengine bir çare bulmam lazım diye düşündüm. işten ayrılmak için nasıl bir konuşma yapsam diye düşündüm. görevliler geldi. 5 dakika sonra hazır dedi. bekledim... 15 dakika geçti. yarın ne giyeceğime karar veremedim. yasalar ince ince yağmur şeklinde üzerime yağıyordu. ödevimi yapmam gerektiği aklıma geldi. dünyanın en basit, en klişe ödevi. yine de bundan şikayetçi olmadığımı fark etsem de altı üstü dil kursuna gittiğimi düşününce tadım kaçtı. fakat sadece birkaç ay sonra hayal ettiğim yerde olursam; şimdi küçümsediğim şeyler ''peki bu bilgi gerçek hayatta ne işimize yarayacak'' sorusunun cevabı olabilirdi. içim bir nebze olsun rahatladı.
daha fazla plastik taburede barınamayacağımı anlayıp kendimi tatlı bir yere attım. ''profiterolün üzerine fındık ister misiniz?'' dedi adam. olabilir dedim. beklemek tatlıydı bu defa. suflemi kaçıran garsonu düşündüm o an. aslında adam haklıydı. o sufleyi yememem gerekiyordu o gün. ama bu cümle için ''ben n'aptığımı biliyor muyum?'' bahanesi yerindeydi.
görevliler geldi. 10 dk. sonra hazır dedi. bekledim.. 20 dk. sonra yağmur iyiden iyiye başlamıştı. dünyanın en salaş hırkasının içinde kaybolmak o an için yapılmış en doğru şeydi. fakat işin içine biraz melankoli, biraz romantizm katayım desen etrafta izlenmeye değer bir manzara yoktu. melankoli de romantizm de içimizde.
beklemek sona erdiğinde hemen yola koyuldum. yol boyunca kulağımda müzikle uykuya selam çaktım.
masama dönüp yemekle buluştuğuımda her şey normale dönmeye başladı. sonrası küçük heyecanlar, sonrası iş güç.. sonrası iyilik güzellik.
bkz'lı şekilli post. bayinizde.
bkz'lı şekilli post. bayinizde.
12 Ekim 2011
orada değilse buradadır
küçük bir çocukla bomboş vakit geçirdiğimi fark edince; dedemin, güneş çok kızgınken, gözlük camıyla ışığı yansıtarak kağıt parçasının yakılabildiğini gösterdiği günü hatırladım. ardından, babamın iki karton ve bir ipten telefon yapılabildiğini öğrettiği günü... kağıttan uçaklar yapmak, gemiler yapmak, uçurtma uçurmak yada herhangi bir şey öğretmek... o çocuğu büyütecek, hayatına anlam katacak, herhangi yeni bir şey ve asla unutulmayacak bir anı. anlam herkes için orada bir yerde.
6 Ekim 2011
winter is coming
üşümeye başlayınca, kış yaklaşınca iyice; aklıma 'mahsun' geliyor. sonrası zaten hep soğuk..
27 Eylül 2011
yol
'yürüdüğüm süre boyunca, pek çok şey düşündüm. oysa 'hiçbir şey düşünmemek üzere' çıkmıştım yola.'
iç sıkıcı cümlelerin üstünü çizdi önce. kaç yaşında olduğunu düşündü. kaç yılını aynı şeyi düşünerek geçirdiğini... 27 yaşında, bir baltaya sap olmakla, ağaç olmak, çiçek olmak arasında gidip gelen biri. elle tutulur bir başarısı yok. yaptıkları yapabileceklerinin garantisi filan değil. ortaya konulmayan yetenek, yetenek değildir. hiçbir şeye taahhütüm yok. bir tek şey dışında.
yol uzadıkça. ki yol uzamaz evet. açlık vücudumda sinyaller vermeye başladı. beynim de buna yemek hayalleriyle eşlik etti. nefis pizza görüntüleri gözümün önünden geçerken en güzelini kaptım, yanına da bir kırmızı. alerji yapan kırmızı. ama olsun. yürüdüm, biraz daha yürüdüm. tek istediğim temiz hava ve sessizlikken, şimdi hayali bile lezzetli yemeğime ulaşmak en büyük hedefimdi. boş gün demek, boş işler peşinde koşmak demek değil mi? yollar, sarı yaprakları sanki benim şerefime misafir ediyor gibiydi. sarı yapraklarla ne tür bir atmosfer yaratmaya çalışıyordu bilmem ama sonbahar havasına girmiş bir cadde için fazla renkli ve fazla 'yazdan kalma'ydım. üstelik içime bakınca görünen renkler sepya değildi ve fotoğraf makinem de yoktu. her şeyi klişeye bağlama yeteneğimse hemen sağ cebimdeydi.
hedefe ulaşmak için, direncimi kaybetmeden, sabırla yoluma devam ettim. sanki neyin sabrı, neyin direnciyse?
ve ardından sahildeki cafeye geldim. temiz hava ve istediğim gibi olmasa da, yemek vaad eden masalar, sessizlik vaadetmiyordu. benimse insan fazlalığı baş düşmanımdı. ve bu; yalnızlıktan kaçarken, yine yalnızlığa sığınmanın en güzel örneğinin sergisiydi. süreli sergi.
cafeden yavaş ve kararlı adımlarla çıkarken bir b planım olmamasına rağmen, geri dönüş yoluna verdim kendimi. zaten a planım da yoktu. planlar heyecansız, plansızlık yorucuydu.
beni yolun gittiği yere ulaştıran dolmuşta seyrederken, yolculardan ilham alıp yaratıcılık hakkında düşündüm. ortaya çıkmayan yeteneği kelimelerle büyülesem? belki işe yarar. sonbahar tablosu değil, gece yarısı karanlıkta gelen kelimeler değerlidir. ve fakat anladım ki sigara tüttürmek bu işin 'olmasa iyi olur ama'sıdır. ki ama'dan sonraki her şeyin yalan olduğuna inanmasam da inanmak şu an işime gelir. sonuç olarak, sigara sağlığa zararlı fakat yaratıcılığa faydalıydı. üzgünüm ama yazarken, hiç kullanmadığım bir şeyin eksikliğini, körükleyiciliğini hissediyorsam, sebebi budur.
sonunda beni hayallerimdeki yemeğe ve yemek yeme keyfine olmasa da karın doyurucu bir şeylere ulaştırdı.
kırmızı yerine kola, pizza yerine hamburger yemek sarı yaprakları plastik böceklere dönüştürdü.
yol kısaldı. yol yakınlaştı, sevimsizleşti ve grileşti. rüzgar artık ben burdayım dedi. sahildeki insanlar üstlerine bir şey aldı. ben yola koyuldum.
bazı şeyler hiç olmaz. bazıları olur da sen anlamazsın. bazı yollar çok virajlıdır. bazıları dümdüz uzanır.
ve yol eve gelince biter. bütün yollar evimde biter. tüm yalnızlıklar, korkular, endişeler... her şey sende biter.
ledorita/27
iç sıkıcı cümlelerin üstünü çizdi önce. kaç yaşında olduğunu düşündü. kaç yılını aynı şeyi düşünerek geçirdiğini... 27 yaşında, bir baltaya sap olmakla, ağaç olmak, çiçek olmak arasında gidip gelen biri. elle tutulur bir başarısı yok. yaptıkları yapabileceklerinin garantisi filan değil. ortaya konulmayan yetenek, yetenek değildir. hiçbir şeye taahhütüm yok. bir tek şey dışında.
yol uzadıkça. ki yol uzamaz evet. açlık vücudumda sinyaller vermeye başladı. beynim de buna yemek hayalleriyle eşlik etti. nefis pizza görüntüleri gözümün önünden geçerken en güzelini kaptım, yanına da bir kırmızı. alerji yapan kırmızı. ama olsun. yürüdüm, biraz daha yürüdüm. tek istediğim temiz hava ve sessizlikken, şimdi hayali bile lezzetli yemeğime ulaşmak en büyük hedefimdi. boş gün demek, boş işler peşinde koşmak demek değil mi? yollar, sarı yaprakları sanki benim şerefime misafir ediyor gibiydi. sarı yapraklarla ne tür bir atmosfer yaratmaya çalışıyordu bilmem ama sonbahar havasına girmiş bir cadde için fazla renkli ve fazla 'yazdan kalma'ydım. üstelik içime bakınca görünen renkler sepya değildi ve fotoğraf makinem de yoktu. her şeyi klişeye bağlama yeteneğimse hemen sağ cebimdeydi.
hedefe ulaşmak için, direncimi kaybetmeden, sabırla yoluma devam ettim. sanki neyin sabrı, neyin direnciyse?
ve ardından sahildeki cafeye geldim. temiz hava ve istediğim gibi olmasa da, yemek vaad eden masalar, sessizlik vaadetmiyordu. benimse insan fazlalığı baş düşmanımdı. ve bu; yalnızlıktan kaçarken, yine yalnızlığa sığınmanın en güzel örneğinin sergisiydi. süreli sergi.
cafeden yavaş ve kararlı adımlarla çıkarken bir b planım olmamasına rağmen, geri dönüş yoluna verdim kendimi. zaten a planım da yoktu. planlar heyecansız, plansızlık yorucuydu.
beni yolun gittiği yere ulaştıran dolmuşta seyrederken, yolculardan ilham alıp yaratıcılık hakkında düşündüm. ortaya çıkmayan yeteneği kelimelerle büyülesem? belki işe yarar. sonbahar tablosu değil, gece yarısı karanlıkta gelen kelimeler değerlidir. ve fakat anladım ki sigara tüttürmek bu işin 'olmasa iyi olur ama'sıdır. ki ama'dan sonraki her şeyin yalan olduğuna inanmasam da inanmak şu an işime gelir. sonuç olarak, sigara sağlığa zararlı fakat yaratıcılığa faydalıydı. üzgünüm ama yazarken, hiç kullanmadığım bir şeyin eksikliğini, körükleyiciliğini hissediyorsam, sebebi budur.
sonunda beni hayallerimdeki yemeğe ve yemek yeme keyfine olmasa da karın doyurucu bir şeylere ulaştırdı.
kırmızı yerine kola, pizza yerine hamburger yemek sarı yaprakları plastik böceklere dönüştürdü.
yol kısaldı. yol yakınlaştı, sevimsizleşti ve grileşti. rüzgar artık ben burdayım dedi. sahildeki insanlar üstlerine bir şey aldı. ben yola koyuldum.
bazı şeyler hiç olmaz. bazıları olur da sen anlamazsın. bazı yollar çok virajlıdır. bazıları dümdüz uzanır.
ve yol eve gelince biter. bütün yollar evimde biter. tüm yalnızlıklar, korkular, endişeler... her şey sende biter.
ledorita/27
19 Eylül 2011
kırmızı turuncu sarı
''Böyle kendi kendime eğlenemiyorum farkındasın değil mi? Sana gelince hep canım sıkkın oluyor. Ya da fazla keyifli oluyorum, fazla eğleniyorum; fakat sen de ona gelmiyorsun. Bazı arkadaşlıklar böyledir. Zaten unutmuş gibisin de beni. Halbuki dinlesen çok şey anlatırım ama işte o mıymıy eden ses konuşmaya başlayınca susturmalısın beni. Çünkü kara haberler verip, özlemenin kırmızı ve turuncu tonlarından bahsedebilirim sana. Salacak'tan bakınca, Sarıyer'den bakınca, odamdan bakınca görünen silüetinden bahsedebilirim. Göründüğüne yemin bile ederim.
Yanında kırmızı rujlu olur bazen. Silüetten bile seçilir. Olsun... Yanında olsun.
Ama geçecek. Geleceğe yolculuklara hep hayalimden çıkılıyor. Hayalimden, aklımdan, zihnimden... Olduğun yerden, olduğun yere... Olmadığın bir yer bulmak için.
Böyle kendi kendime eğlenemiyorum bak. Kaptırıp gidiyorum. Kapatıp gidiyorum. ''
Yanında kırmızı rujlu olur bazen. Silüetten bile seçilir. Olsun... Yanında olsun.
Ama geçecek. Geleceğe yolculuklara hep hayalimden çıkılıyor. Hayalimden, aklımdan, zihnimden... Olduğun yerden, olduğun yere... Olmadığın bir yer bulmak için.
Böyle kendi kendime eğlenemiyorum bak. Kaptırıp gidiyorum. Kapatıp gidiyorum. ''
29 Ağustos 2011
yazdım, çizdim
zaman yok. zaman olsa heves yok. neyse ki sorun sende değil bende. ve neyse ki artık bende de değil. bi yere gitme yani. onu diyorum.
8 Ağustos 2011
30 Temmuz 2011
27
Şu garip tarihi olan yaşa geldiğim halde, halen ne yapmak isteyip istemediğim tartışma konusu. ayıp değil mi?
Kendi ellerimle hayalperest işlerden vazgeçip sıkıcı işler peşinde koşan bir karakter yazıyorum. Bir anda her şeyi geride bırakıp hayal işlere dalmaya müsait. Hmm yoksa tipleme mi demeliydim?
Kendi ellerimle hayalperest işlerden vazgeçip sıkıcı işler peşinde koşan bir karakter yazıyorum. Bir anda her şeyi geride bırakıp hayal işlere dalmaya müsait. Hmm yoksa tipleme mi demeliydim?
29 Temmuz 2011
23 Temmuz 2011
...
bu sıcakta yaşanan soğuk algınlığı bir çeşit ceza gibi geliyor. var olan bütün sıcaklığı vücuduma hapsetmişim de şimdi geri püskürtüyor gibiyim. bademciğimin biri diğerinden üç kat daha hacim aldıkça, temmuz ortası hasta olacak kadar talihsiz miyim ben diyorum. ama talihle ne ilgisi var? suçu klimada bulmak istemiyorum ama sanırım suçlu o.
ben burada nefes alamıyorum içerde çalışan usta sigara içiyor. işte bu talihsizlik. hastayken sigara kokusundan bin kat daha nefret ettiğim için ustaya elindeki toz alçılardan bir toz bulutu sunmak istiyorum. ama nafile. ustayla savaş olmaz. hem de adı ümit. ümit usta. ve pek sevimli değil.
kendimi üst kata atma fikrini uygulayıp çay artı serinlik molası veriyorum.
bir saat sonra...
ustaya pense, kurbağacık ve türevlerini beğendirebilmek için pervane olduk. üstelik içtiği sigaranın haddi hesabı yok. oysa ki duvarda şu tabela asılı 'burada sigara içmenin cezası 62 TL'dir.' eskimiş de olsa uyarı uyarıdır. şu an bana verdiği rahatsızlığın acısını cezayı ödeterek çıkardığımı düşünürsek; hangi açıdan bakarsan bak zararlı çıkacak olan usta olur.
hasta olduğum için sağlıklı düşünemiyorum fakat ustayla olan derdim konusunda kafam fazlasıyla çalışıyor sanırım. hem de pek iyi niyetli hayaller değil.
iki saat sonra...
bilimsel veya değil, nefes almakta güçlük çektikçe aptallaşıyorum.
tek isteğim bir an önce çıkıp yolumu şaşırıp da kendimi yine üsküdar'da bulmadan eve gidebilmek...
aslında düşündüm de iki isteğim daha var: yolda şunu dinlemek... ve o lacoste ayakkabılar...
ben gidemediğim için kendisini düşünce gücüyle kendime doğru çekmek istiyorum.
ben burada nefes alamıyorum içerde çalışan usta sigara içiyor. işte bu talihsizlik. hastayken sigara kokusundan bin kat daha nefret ettiğim için ustaya elindeki toz alçılardan bir toz bulutu sunmak istiyorum. ama nafile. ustayla savaş olmaz. hem de adı ümit. ümit usta. ve pek sevimli değil.
kendimi üst kata atma fikrini uygulayıp çay artı serinlik molası veriyorum.
bir saat sonra...
ustaya pense, kurbağacık ve türevlerini beğendirebilmek için pervane olduk. üstelik içtiği sigaranın haddi hesabı yok. oysa ki duvarda şu tabela asılı 'burada sigara içmenin cezası 62 TL'dir.' eskimiş de olsa uyarı uyarıdır. şu an bana verdiği rahatsızlığın acısını cezayı ödeterek çıkardığımı düşünürsek; hangi açıdan bakarsan bak zararlı çıkacak olan usta olur.
hasta olduğum için sağlıklı düşünemiyorum fakat ustayla olan derdim konusunda kafam fazlasıyla çalışıyor sanırım. hem de pek iyi niyetli hayaller değil.
iki saat sonra...
bilimsel veya değil, nefes almakta güçlük çektikçe aptallaşıyorum.
tek isteğim bir an önce çıkıp yolumu şaşırıp da kendimi yine üsküdar'da bulmadan eve gidebilmek...
aslında düşündüm de iki isteğim daha var: yolda şunu dinlemek... ve o lacoste ayakkabılar...
ben gidemediğim için kendisini düşünce gücüyle kendime doğru çekmek istiyorum.
21 Temmuz 2011
...
böyle sıkıcı bir günün ardından gelen kafa izni'nin tadına paha biçmeye çalıştım dün. fakat yapamadım. miskinliğin tadına doyum olmuyor yahu.
19 Temmuz 2011
çok mu sıcak?
öyle ağır, öyle yavaş akan bir gün ki hiç bitmeyecek diye korkuyorum. onca şey oldu; koşturmacalar, çekimler, kostümler derken saat iki olmak üzere. bugünün akşamı olacağına ikna olmam gerek. koskoca döört saatin geçmesi için, göz açıp kapayıncaya kadar deyimine şimdi şu an daha çok inanmam gerek. çünkü hem sıkıcı hem çok sıcak, hem de akşama halletmem gereken bir sürü heyecanlı şey var. ama o kadar sıcak ki zaten var olup olmamak arası olan bedenim eriyip eriyip yok olabilir. her sıcaktan bunaldığımda aynı şeyi söylüyor da olabilirim. geçmişe bakmak gerek. ama işim var bebeğim. yeni nesil konsept fotoğrafçıların sitelerinde dolaşırken, aradaki yedi farkı bulmaya çalışıyorum!
fakat sıcaklığa aldırmadan tatlı isteğiyle halsizleşen vücudum, 'tatlı bişey olmadan çalışmam, çalışamam' sinyali verdi. sinyali alır almaz kendimi karşı caddede bulmamla şu görüntüye ulaşmam sadece bir iki dakika sürdü.
yaşasın çikolatalar, yaşasın soğuk süt içebilmek! dondurma daha kestirme bir yol olabilirdi ama burada değil.
bu yazıyı da toplamda tam olarak iki saatte yazmış olmam; yazının giriş gelişme ve sonucu açısından pek manidar oldu.
15 Temmuz 2011
kelebekler
''karnımda kelebekler uçuşuyor diyor kız, çok heyecanlıyım diyor'' dedi orta yaşlı kadın, oğlunun sevgilisinin heyecanını anlatırken. ''demek aşk böyle bir şey. benim hiç karnımda kelebekler uçuşmadı, demek ki hiç aşık olmadım.''
''belki karnın ağrıyor sanmışsındır.''
''yok sanmıyorum, zaten hemen evlendik, kelebek uçuşacak vakit olmadı.''
sadece gülümseyerek dinlediğim orta yaşlılar ve aşk diyalogları...
''belki karnın ağrıyor sanmışsındır.''
''yok sanmıyorum, zaten hemen evlendik, kelebek uçuşacak vakit olmadı.''
sadece gülümseyerek dinlediğim orta yaşlılar ve aşk diyalogları...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Pages - Menu
Popular Posts
-
yarım bir kalp olmuş orda. bazen çekim yaparken ne çektiğimi görmüyorum, sonuca da şaşırıyorum böyle. üzerine pek çok şey yazılabilecek bir ...
-
çok şükür. uykusuzluğun binbir türlü hali/sebebi varmış. şimdi gecenin bi yarısı yatağımdan kalkıp düşüyorum; öylece kendi kendine duran bi ...
-
aniden gelen, daha doğrusu çöken o his var ya.. hiçbir sebebi yokken üstelik... her şey durgunlaştırıp ağırlaştıran.. ondan kaçmanın bi yolu...
-
* gelgitlere alışma konusunda oldukça geliştirdim kendimi sanırım. eskiden her dalgalanma gözyaşına dönerken şimdi sadece sarsılıyorum. * ba...
-
''bir erkeğin hayatında, en zor sorular için hazırladığı zor cevaplar vardır.'' ''bir erkeğin hayatında, yenilgiyi k...
-
Henüz çifte kavrulmamış haliyle, nereyi netlediğim belli olmayan fotolarla biscotti... bloga renk katsın biraz:)
-
Nisan ayının son post'u da kendi içinde çelişkiler taşıyabilir baştan uyarayım. Zira gün içersinde yazmış olsaydım bir bahar şenliği hav...
-
city of night belki de küçücük bir dokunuşla naifliği bulabilir iz.
-
Dikkat çok 'kızsal mevzular' içeren bir posttur!:) *Saçlarımı boyadım ve hiçkimse farketmedi blog. Zaten farkedilecek gibi değil ama...
























