9 Temmuz 2013

Sunshine


Buradan bakınca bütün şemsiyeler uçan mantar ve uzay gemisi gibi görünüyor.
Ve bazen tüm mutsuz anılarımı suya dalınca unutacağımı sanıyorum ben. Size de oluyor mu?  

4 Haziran 2013

30 Mayıs 2013

" neden beni kurtardın?" sorusu ile "ben olduğumu nasıl anladın?" arasında biraz zaman, biraz da güven gerekmiş. 

Dizilerden öğrenilenler.. 

23 Mayıs 2013

story of my way


Deli gibi çalışıp ilham panomdaki görseller gibi sonuçlar elde edememiş olsam da, her şeyin daha iyiye gideceğine inanan bir yerler var içimde. Fakat sadece bazı günlerde. 











''intihar etmeyeceksek içelim bari.'' 
Şimdi gizli hayat mottom. Bundan sonra ne desem fark etmez.


22 Mayıs 2013

20 Nisan 2013

spring spring spring

Haydi Itzhak Amca! Bize baharı getir.

      Yaklaşık on yıl önce tanışmıştım Itzhak Perlman ile. Adının telafuzundan mı armonisinden mi bilmem, bu adamın en çok ismini seviyorum galiba. Ben göremeyecek olsam da mayısta İstanbul'da.. Soil Stradivarius ile birlikte belki yazı da getirir gelirken. 

11 Nisan 2013

caz çalarken sakin olamam

geceleri yalnız kaldığında sen. tüm kalkanlarını, maskelerini ve zırhlarını indirmişken tamamen.. ne düşündün?

saatleri, günleri, haftaları ve ayları saydım. zaman aleyhime geçip duruyordu. duruyor olması sadece mecazdandı. fehtettiği toprakları terk eden bir komutan tanıdım. içimi kinle doldurdum. sonra bir gece tesadüfen bir resme baktım. hepsini unuttum. gözlerimi kapadım, uyudum.

31 Mart 2013

Suları için. Kahverengi hapları yutun. Radyoyu açın, bir şarkı tutun. Uçağı kaçırmayın, keçileri sıkı tutun. Bozuk paralar koyun cebinize ve bir sakızla değiştirin. Alarmı erteleyin. Biraz daha uyuyun. Yeniköy'den kuzeye yürüyün. Güneşe aldanın. Çillerinizi aldırmayın. Küçük, beyaz bir masa bulun. Az ve sade olun. Kahve için bol köpüklü. Kısık ateşte, bol kahve ve soğuk su ile. Lokumu unutmayın. Aynı filmi defalarca izleyin. Bunu anlamayanlarla olmayın. Çiçek alın vazolara. Duvarları beyaza boyayın. Beş dakika görebilmek için iki saatlik yol gidin. Çocukları sevin. Kedileri de. Benim yerime de. Suları için, huzur için.

18 Mart 2013

...

zaman lazımdı. şimdi çok zaman lazım. 
nası yapalım?

be my only

Bir şarkının, orjinal, akustik ve remix versiyonunu dinleyerek tüm güne, tüm modlarıma fon yapabilir miyim?
Sanırım evet.

13 Mart 2013

the dark side of the moon II

Her şey yavaşça, hızla, yaralayarak elimden kayıp gidiyor gibiyse, bir tren yanımdan hızla geçermiş gibi gelir. Işık hızıyla, yıllarca yavaş yavaş ve bir anda..

Her şey tamamen nerede duracağınla ilgiliymiş meğer.. sen ne dersen, nerede durursan orada olurlar.

Bazı şeyleri, değerini yitirmeden bırakıp gitmeyi, bir odaya kitleyip unutmayı bilmeyenler garip bir acı çeker. Kimsenin onu bulandırıp, kırıp döküp, değersizleştirip, çirkinleştimesine izin vermemesi gerektiğini en başından biliyorsa bir de, pişmanlıkla karışık bir acı çeker. Kendi hikayene sahip çıkıp noktayı koymazsan, sonunu, altını üstünü, üzerini karalayanlar olur. olmasın.

I

3 Mart 2013

28 Şubat 2013

kafein deposu

Kafein alınca uykusu gelen, enerji içeceği içince enerjisi düşen ve sakinleştirici bir şeyler içince uykusu kaçan bir insan tanıyorum. Her arada küçük sevimli karton bardaklarda kahve içiyor. Küçücük bardağa bol bol tatsız kahve taneleri...


ve sonuç:  %90 başarı !
thanks Google


20 Şubat 2013

"yirmi sekiz yaşındaydı ve tedirgindi."

şu cümlenin altına sayfalar gelebilir. ama ne demiş üstad; hayat yakından bakınca trajedi, uzaktan bakınca komedidir.''* 

12 Şubat 2013

django

Tarantino varken, duyduğunuz an Tarantino filmi bu diyebileceğiniz bir soundtrack varken dünya üzerinde; her şey biraz daha güzel gibi gelir belki? Sıkı bir Tarantino severseniz neden olmasın.

5 Şubat 2013

Child of the 90s | Internet Explorer

Ait olduğu zamanı tatlı tatlı anlatmış explorer. Tasolar hatırına bile izlenir. 

4 Şubat 2013

ve charlie chaplin dedi ki

''bilgimiz bizi alaycı, zekamız sert ve kırıcı yaptı.''

bu pazarımı izleyemediğim oscar adayı filmleri izleyerek geçirdim. yaşasın nadir bulunan boş vakitler.

tam da iyilik-kötülük üzerine düşünmüş ve yazmışken; mutlak iyiliğin, her zaman her koşulda iyi olmanın, zamanla ani ve hırçın bir kötülüğe dönüşme potansiyelinin var olduğunu bir kez daha anlamış ve izlemiş oldum. belki olgunlaşmamış ruhlarımızdan, belki de iyiliğin kaynağını doğru bulamadığımızdan, belki de birçok sebepten.. her ne ise ve ne değilse basit görünen ama basit olmayan, insan ruhunun kara deliklerinde bir yerlerde olan şeyler.. 
ve bizim oralarda bilinçli dolaşmamız gerek. üzerine söylenecek lafları doğru yerlere ve zamanlara saklamak gerek örneğin.

1 Şubat 2013

oh baby, we’ll be old



monochrome


sizin oralarda da cuma mı bugün? sizin oralarda da her şeye rağmen soğukkanlı olunabiliyor mu?
hala gülümseyebiliyor musunuz mesela. tüm bunlar olurken dünyayı kurtarmadığınızın farkına varıyor musunuz? kafam olmuş monochrome.

31 Ocak 2013

falan filan

içinde bir savaş var. ezelden beri var olan iyi ile kötünün savaşı. filmlerde işlenen, hikayelerde anlatılan, alınan mesajlarda sadece bir kavram olan ve yaşadıkça gerçekliği hissedilen bir savaş. küçük prensesler için büyük bir savaş. gözlerindeki öfkeyi tanırım. tanrım. içindeki huzursuzluğu...  içinde iyilikler yeşertirken dışarıya nasıl kötülük saçılır bilmiyorum. Belki de kırıkları batıyordur ve onları çıkarıp atmaya çalışıyordur sadece. Belki de sadece ona öyle geliyordur.

Ya da belki de sadece bir şarkı kadardır hepsi. life goes on, gets so heavy.

28 Ocak 2013


 city of night
belki de küçücük bir dokunuşla naifliği bulabiliriz. 

23 Ocak 2013

sen dediğim ben

Sen orada bir yerde. Herhangi biri değil ama öyle gibi. Rutin ziyaretlerde akla gelen. Belki de yüzeylerde seyreden sıradan bir rutin. Kalabalık ve yalnız. Bilinen ama hissedilmeyen. Sen, o ya da hiçbirimiz. Olduğumuz gibi kalamayız.

9 Ocak 2013

yaşadım, tanrım

yazdı hep onlar. anlattı.. olan olmayan ne varsa. o da anlattı. anlatmış. okumuşsun sen de. görmüşsün.
ben yazarsam sadece yazı olur. o yazarsa dokunur. dokunmuştur. benim gibi belki. ve daha fazlası. sessizlik bildiğimden.

yaşadım, tanrım,
yarım ve uluorta
durduğum yer benim değil iken 
gidebilecek bir yerimin olmaması ne acı
gidebilecek bir yerim yok iken hala
ve inatla durmayışım ne gaflet
nihayetinde ölmüyorken yaşıyor olan insanın
yaşıyorken öldüğünü bilmemesi bu,
bu ne tuhaf bir hayret


Turgut Uyar

7 Ocak 2013

you said to ''get fine''


Modelini daha ideal ölçülerde gösterebilmek için yerlerde sürünen bir fotoğrafçısındır bazen.
Günün sonunda ayakların bağımsızlığını ilan eder. Hissetmezsin. 

Hayalimdeki yere küçük ve aksak adımlarla koşuyorum. Ulaşabilir miyim, mutlu olabilir miyim bilmem ama bildiğim; orada olmayan tek bir şey var. Ve geri kalan her şeyi anlamsız, tatsız kılıyor. 
Böyle koşmak çok mu zor? 

3 Ocak 2013

iyi kurgulanmış, akıcı bir hikayede kaybolmak gibisi yok. kendi hayatında da belki..

2 Ocak 2013

31 Aralık 2012

bitti ve yeni

Kaybettiğim dostlar, biriktirdiğim sırlar, uçurduğum ümitler, kazandığım şeyler, açılan perdeler, kapanan kapılar. Okuduğum, gördüğüm, duyduğum, kaybolduğum ve bulunduğum...

Biten yıl, başlayan yıl ve gelecek her yeni yılda belki.. 

the dark side of the moon

Biliyordum. Bitirdiğim şeyleri. Anladım, gördüm. Unutmaya çalışan birini. Unutulmaya çalışan birini iki dudağın arasında. Kapılar vardı demirden. Hapishane kapıları. Sadece sen istediğin zaman, istediğin kadarını gösteren. 

Her şeyi anlayıp her şeyi kabul ettiğin anlar vardı. İşte umursamazlık orada başladı. Canımız acıdıkça mı başladık etrafımıza dikenli teller örmeye? Sırtımızda zehirli oklarımız da hazır. Ben acı çekmişsem, dünyanın geri kalanı umurumda değildir. Kırdığım kalplerin, yıktığım hayallerin sesini duymam. Görmem, bilmek istemem. Bir tek kişiyi kaybetmişsem ya da hiç kazanmamışsam eğer; dünyanın geri kalanını umursamam.

Dünyanın geri kalanındayım bir yerden bakınca ben ve bir yerden bakınca da oklarım sırtımda.

Hadi şimdi aşka inancımızı yitirelim. Ne kalmışsa hepsini değersiz kılalım. Kadınları anlaşılmaz yerlere koyup erkekleri genelleyelim. Şanslı insanlara imrenmeyelim de başka dünyaya aitlermiş gibi bakalım. Mutsuzluğumuzu sevip yüceltelim. Canımız acısa da sessiz kalalım. Unutmak için sevişelim ya da öldürmek için. Ya da her ne ise onun için. Kalplerini kıralım kadınların ve bundan gurur duyalım. Adamlara yenilelim. Vazgeçmişken istemekten üstelik, bir kez daha yenilelim.

Yine de anlamını biz bilelim sadece. Dışarıdaki dünyaya inat devam edelim.

Sonra hiçbir şey olmamış gibi yaşayalım işte. İşe gidelim, kahve içelim. Bir şarkı açalım. Trafiğe küfredip hayaller kuralım. Ve gözlerimizdeki ışıltıyı kaybettiğimizi anlayalım bir toplantının ortasında. Boğazımızdaki düğüme bir yudum su içelim. Onlara içelim. 

Hayat bu. Bu böyle deyip yaşayalım hadi. Her şeyi tadalım güzellikle. Bir nefes daha çekelim. Biraz daha içelim.

gölgelerin gücü adına

Bugün, Rus fotoğrafçı Alexey Bednij ile tanıştım. 
 Ve kısa vadede sabırsız, uzun vadede ise çok sabırlı biri olduğumu anladım.





28 Aralık 2012

25 Aralık 2012

buy now

Şimdi geçici de olsa dünyaya video games remixi tadında bakabildiğim saatlerde deniyorum sadece. özünde video games bile değil.

Son birkaç yıldır, her kar yağdığında ve yılbaşı öncesi olduğu gibi yine o muhteşem kar küresi hayalim depreşir gibi oldu. Türkiye'de bulunanların ne kadar özensiz ve sıradan olduğuna artık emin olduğum için bu defa aramadım, aramıyorum. 
Fakat tesadüfen şöyle bişey buldum. 


Around the globe a snow globe bir yana; yeni yılda sahip olmak istediğim şeyler için  ''wish you were here'' listesi yaptım.
 Kısa bir süre sonra hiçbirini hatırlamayacağım ya da sahip olmuş olsam da fark etmeyeceğim bir liste. Lüzumsuz bir görsel eğlence filan derken gerçekten ciddi bir ihtiyaca cevap vereceğini düşündüğüm yeni bir e-ticaret girişimiyle tanıştım. Ve bu tablo mümkün oldu. 


Hadi checkout bebeğim.


20 Aralık 2012

bir gece yarısı, soğuk bir mermerde söndürülmüş sigaraydı.

17 Aralık 2012

pazar gecesi





''I was fine, until I read your fucking book! It stirred shit up, you know? It reminded me how genuinely romantic I was, how I had so much hope in things, and now it’s like, I don’t believe in anything that relates to love. I don’t feel things for people anymore. In a way, I put all my romanticism into that one night, and I was never able to feel all this again. Like, somehow this night took things away from me and I expressed them to you, and you took them with you!''



12 Aralık 2012

"yazıya geçen, yaşantının yalnızca posasıdır."

'' "Kafka'yı çok mu seversiniz?" dedi genç adam.
"Çok. Belli aralarla döner döner okurum."
"Bana çok karanlık gelmişti okuduğumda. Belki de daha yalın, daha gerçekçi, aydınlık bir edebiyata ilgi duyduğumdan."
"Sizin yaşınızdayken bana da öyle gelmişti. Ama sonraları, zamanla, karanlık ya da kapalı yanı pek kalmıyor. Gündelik gerçeğin düşünülemeyecek kadar korkunç olabileceğini kavrıyorsunuz. ''


Tomris Uyar - Sonucu Belki

Kafka'yı severim. Kafya'yı seveni de severim. ve şunu da..

7 Aralık 2012

kendi kendime

Filmlerden replik çaldım. Klişeleri sıfırladım. Kendi filmime yeni bir sahne yazdım. Böyle iyi mi?

5 Aralık 2012

''Don’t you worry, don’t you worry child'' diye diye kendimi avuttuğum zamanlar.. 
Aklımda kocaman bir soru işaretiyle dans ediyorum. Dans ettikçe dağılıp gidiyor. Sonra durduğumda  yavaş yavaş geri geliyor. Alışıyorum. Her şeye bir küfrüm var ama hala içimden.

4 Aralık 2012

anlam aramalar

O zaman ben de kafam rahat ve her şeyden habersiz yaşardım belki. Bir cumartesi günü telefonum çalmasaydı ve 'hadi gidiyoruz' demeseydi biri.. Aksini bilmediğim kaderimi sevmeliyim. Her şeye, her şeye ve her şeye rağmen..

kesit

''Anlatsana'' dedi kadın, şekeri fazla kaçmış Türk kahvesinden bir yudum daha alırken. Adam birkaç saniye nasıl anlatacağını, nereden başlayacağını düşündü. Yıllarca içinde yaşadığı, var ettiği hikayeyi uzun zaman sonra anlatırken zorlanır insan. Yabancılaşır kendi hikayesine. Onca şey iki cümleye sığdırılır. Ve o iki cümle ağır bir yük gibi çıkmaya çalışır geçmişten.
Kadın bir yudum daha aldı ve telvesinin de az olduğuna karar verdi. 'Her neyse, baş ağrıma iyi gelir' diye düşündü. ''Ben aslında böyle biri değildim.'' diye cümleye başladı adam. Yedi yıl önce aşık oldum ben. Yedi yıl önce kaç yaşında olduğunu düşündü kadın. Yirmi bir dedi. ''Gerçek aşk'' diye mırıldandı. Efendim? dedi adam. Bir şey yok devam et lütfen, dedi.

1 Aralık 2012

çölünde

Öyle olsa ne fark eder? Yaşadığım bir güne, sadece bir güne ve bir sabaha uyandım. Aklım karışıktı ve oradaydım. Geçmişle geleceği, anı ve kokuyu çektim içime, derine sakladım. Her şey ve hiçbir şeydi. Ve o kadar.. ve o kadar.. Öyle olmasa ne fark eder? Bilirdim, biliyordum, biliyorum.

Pages - Menu

Popular Posts

takip edenler

Blogger news

Blogroll

About

Blogger templates

Kişisel web sitesi Kişisel web sitesi