29 Ağustos 2012
The Fall
Dedim ki, ''bazı filmleri izlemeyip bazı şarkıları dinlememiş insanlar, dünyadaki birkaç renkten mahrum kalıyor gibi gelir. turuncu diye bir renk varmış ve sen hiç görememişsin gibi mesela. bu da onlardan biri. şahane bir renk, şahane bir tat.''
24 Ağustos 2012
18 Ağustos 2012
vira II
yılın bazı zamanlarında olan, içindeki burukluğu da yanına alarak bir resme baktı, biraz izledi, biraz dinledi.
her şeyi geri sarsam belki her şey değişirdi, dedi.
böyleyken her şey anlamsız.
her şey naylon gibi. sahte gibi. eksik gibi. yabancı gibi.
ait olamama hissine küfretti. gitti.
her şeyi geri sarsam belki her şey değişirdi, dedi.
böyleyken her şey anlamsız.
her şey naylon gibi. sahte gibi. eksik gibi. yabancı gibi.
ait olamama hissine küfretti. gitti.
13 Ağustos 2012
...
Kısa çöpü çektim. Doğru olanı seçtim.
Doğru olan; kurallara uymakmış. Oysa burada yer çekimi yok.
Doğru olan; kurallara uymakmış. Oysa burada yer çekimi yok.
27 Temmuz 2012
mevsimlerden yazdı III.
Parkta sıkıntıyla yürürken, yanından kaçmak istercesine, yerde küçücük bir kağıtta ismini gördü. Sadece kocaman harflerle ismi yazılı küçük bir kağıt.
Hayat bazen çok tuhaf. Ve bilirsin; bir puro bazen sadece bir puro.
Hayat bazen çok tuhaf. Ve bilirsin; bir puro bazen sadece bir puro.
24 Temmuz 2012
siesta
Siesta denince aklıma Marquez'in betimlemeleri gelir. Ve çocukluğun öğle sonrası uykuları, şimdinin pek mümkün olmayanı. Tatlı, sessiz ve sıcak. Hafif de rüzgar varsa mükemmele yakındır. Geçen günlerden birinde, öğleden sonra Alaçatı'da kurabiye kokan sokaktaki sessizliğin sebebi de biraz sonra karşıma çıkan bu sevimli nottan anlaşıldı. O uykuya bir de mis gibi kurabiye kokusunu ekledim. Bir etken daha olsa o an ölebilirdim.
11 Temmuz 2012
vira
bir ev kurdum. içine özenle seçtiğim eşyaları koydum. seçmek zorunda kaldığım insanları koydum. hayatımı koydum. uzaktan baktım. her şey güzel göründü. bir süre yaşadım. mutlu oldum. ve huzursuzlanmaya başladım. yine uzaktan baktım. her şey bomboş göründü. nefes alamadım.
sordum. ''bir şeye, fazlaca anlam yüklemekten mi oluyor böyle? başka şeylere yükleyecek anlam mı kalmıyor. her şeyin bir anlamı olması gerekir mi ki zaten.'' hiçbirini bilmiyordum. sustum.
her sabah masama otururken bütün parçaları biraraya getirmeye çalışıyorum. bazen olmuyor. aklım ruhumla birlikte çok uzaklara gitmiş. bedenim buralarda avare.
aklımın kalan kısmıyla yaşamayı deniyorum. mailler yazıyorum, yazılar yazıyorum. sonra hepsine bakıyorum. ''ne güzel şeyler yapmışım'' diyorum. bazense ''ben ne halt ediyorum.'' diyorum.
düşünmeye gerek kalmayan anları özlüyorum.
her şeyin içini boşaltmışlar gibi. anlamından çıkmış gibi. ergenmişim gibi..
bi'şeylere yeni başlamışken ''her şeyi bırakıp gitme isteği''ni bastıramıyorum.
bu şehirle, bu ülkeyle, bu insanlarla.. limitimi doldurmuşum.
30 Haziran 2012
...
''sizi tanımadan önce yaşadığım dinginlikten nefret ediyorum.''
portekiz mektupları'nı yakmakla başlayacak her şey.
tek bahanemiz ateşin henüz bulunmamış olması.
dolduralım zamanı
Karaköy'de demlenmek, son zamanlarda en sevdiğim şey.
sakin ve serin.
her şey keyifliymiş gibi. sanki.
bir cuma akşamı daha başbaşayız blogum. ben bu satırları bitirene dek gece yarısı olacak.
bazen düşünüyorum da, cuma akşamları kadar sevilmiş miyizdir hayatta hiç? cuma akşamını bekler gibi beklenmiş miyizdir?
son günlerde, sanki bir şeylerin son günlerindeymişim gibi hissediyorum. tehlike çanları uzaktan çalmaya başlıyor gibi sanki. 'kötü bir şey olacak' hissi kadar lanet bişey yok. üstelik yaz ortası, renkli, güneşli ve pür neşe iken hiç çekilmiyor. pür neşe olan ben değilim ama olsun. bugünlerde iş hayatı pamuk ipliğinde olan biri olarak, neşe yersiz bir kelime.
geçen cumartesi, sevgili bilgisayarım ve ben en sevdiğim nero'ya gittik. evet kahve eşliğinde internetlerini sömürmem gerekiyordu. benden beklenen uzun mu uzun fakat eğlenceli bir rapor vardı. ve bunu yapmak için uygun da bir mekan... yanında ne gider derken buz gibi bir latte, mis gibi black dedim. fakat lattenin acılığından hoşlanmadım. pek kibar, pek yardımsever baristaya ''şey buna biraz karamel filan bişey ekleyebilir misiniz?'' dedim. ve bol karamel, bol çikolata sosu eşliğinde tatlıya boğulmak üzere masama döndüm. rapor uzayıp giderken özlediğim tadın dumanında kaybolacaktım ki bir yandan da beklediğim insan geldi. çalışma ve kahve/duman keyfi bir anda sona ermese de azalarak bitti.
sonra bir kez daha anladım ki; hayat bazen gerçekten çok saçma. yanında kim olduğu değil, kim olmadığı umrundaysa eğer; kusura bakma ama 'senin işin de zor be abi'
bazı sabahlar uyandığmda o günün eksik ve mutsuz geçeceğini anlıyorum.
bazen de gün ortasında aniden hissediyor ve 'benim neyim var?' diye sorduğumda aynı cevabı alıyorum.
bazen, kısacık anlar içinde, kendimi eksi ben gibi hissediyorum.bir garip çocuksu heyecanla o tandık hallere bürünüp tanıdık bahanelere inanırken buluyorum kendimi. o zaman da soruyorum 'benim neyim var?' diye ve yine aynı cevabı alıyorum.
bir kadın, içi dışı bunlarla doluyken, kafasının üzerindeki baloncukta şu fotoğraf canlanabilir.
bazıları buna umut, bazıları başka şeyler der. bense bir şey dememeyi tercih ediyorum.
buralarda hayat böyle
26 Haziran 2012
...
tanıdık limana demir atar gibi oluyorum o zaman. yaşağıdım şehre inmiş gibi.. 'oh be' der gibi.. yaz sıcağında, hafif rüzgarında huzur bulmuş gibi...
bazen bir akarsu olduğumu sanıyorum. denize döküldüğüm yerde alüvyonlar bereket saçıyor.
zaman bizi kurşuna dizip delik deşik ediyor. çelik yeleklerimiz çin malı.
oyunu tekrar başlatınca üç canımız daha oluyor.
hayat böyle saçma sapan bir şey işte.
19 Haziran 2012
bugün günlerden..
18 Haziran 2012
10 Haziran 2012
9/6
cihangir camisi'nden yarımada'ya bakarken bir an zaman durdu sandım..deniz o kadar güzeldi, rüzgar o kadar tatlı esiyordu ki.. yanıma baktım. bomboştu. yanıma bakınca bomboş olduğunu görüyordum. ve bunu bilmiyordu. herkes kendini var sanıyor. ama aslında yoklar. hayaller kadar..
4 Haziran 2012
1 Haziran 2012
30 Mayıs 2012
...
bilinçsiz bi koşturmaca
makyajımı yarım bırakıp saçlarımı yaparmışım gibi...
yavaşça acele etmek; aklımda değilse bile hayatımda anlam buluyor.
makyajımı yarım bırakıp saçlarımı yaparmışım gibi...
yavaşça acele etmek; aklımda değilse bile hayatımda anlam buluyor.
28 Mayıs 2012
...
masamdaki kocaman hesap makinesi, 1825 gün 43800 saat dedi.
dışarıda da yağmur vardı. bi kahve yaptım.
dışarıda da yağmur vardı. bi kahve yaptım.
23 Mayıs 2012
21 Mayıs 2012
desire to inspire
bazen yanlış işler peşinde koştuğumu düşünüyorum. tamam tamam bu bazen'ler bendeki zaman mefhumunda epey yakın bir aralığa tekabül ediyor. yapamadığımı zannettiğim şeyler, yaptığımı zannettiğim şeylerden daha ağır basıyor bazen. her neyse..
geçen günlerden birinde, her bakımdan bayıldığım marka anthropologie'den bahsedince; ''london'daki mağazalarının içinde kocaman bir ağaç var. ve çalışanların hepsi çok güzel.'' dedi patronum. beni yalnızca harika tasarımlı ürünleri ve pazarlama stilleri ilgilendirse de, bu bilgiler pratikte etrafımda en azından bir saksı aramaya ve aynaya bakmama yaradı. etraftımda saksı yoktu ve biz o kadar da güzel değildik. ama en azından ilham almak için doğru adreste olduğumu biliyordum.
beyaz, çiçek ve gün ışığı bir araya geldiğinde; uyku, mutluluk, saflık, sadelik.. en çok da huzur mu doğurur? bunlara bakarken bunları düşünmedim. sadece hayalini kurduğum iki evden birkaç kare gördüm.
20 Mayıs 2012
...
komedi filmlerinde, hastanede iğne olacak karakter; hemşirenin elindeki kocaman şırıngayı görür ve macera başlar. tam anlamıyla o sahneyi yaşadım diyemem. sadece gülümsedim. fakat koluma doğru yaklaşan ve beni saniyeler sonra uyutacak olan şırınga hatrı sayılır büyüklükteydi. o kadar ki kafam hala güzel. gerçekten güzel. bir kısmını hatırlamadığım günün, geri kalanında yarı biliçsiz halde tatlı tatlı uyudum. bu anestezi kafası iyiymiş. rüyaları da öyle. yaratıcılık had safhada. sanırsın uzay yolu: 2012. sevdim.
16 Mayıs 2012
geçmiş zamanın hikayesi
geçmişe giden pek çok araç bilirdim ben.
gitmemek için de..
kaçmak için de...
kalmak için de...
ama en çok da arada kalmayı bilirdim.
şimdi neyi bildiğimi bile bilmiyorum.
11 Mayıs 2012
Friday I'm In Love
bugün içimde çeşit çeşit duygular var carlos. bunlardan biri de, bu duyguları buraya yazmanın saçma olduğu düşüncesi.
sahil kenarında bir bankta oturup karşı tepedeki ışıkları izlerken, içkimden bir yudum daha alacağım o gün. ve içimden o sihirli kelimeyi söyleyeceğim. bana düşen hayal bu. bu kadar klişe.
şimdi dinleyeceğimiz şarkıların konusu değişiyor. biraz daha boşluk hissetmeye hazır mısın?
söylediklerim, içimden geçenlerin yüzeysel ve prizmadaki yansıması gibi. konuyu çarpıtmakta üstüme yok.
sahil kenarında bir bankta oturup karşı tepedeki ışıkları izlerken, içkimden bir yudum daha alacağım o gün. ve içimden o sihirli kelimeyi söyleyeceğim. bana düşen hayal bu. bu kadar klişe.
şimdi dinleyeceğimiz şarkıların konusu değişiyor. biraz daha boşluk hissetmeye hazır mısın?
söylediklerim, içimden geçenlerin yüzeysel ve prizmadaki yansıması gibi. konuyu çarpıtmakta üstüme yok.
9 Mayıs 2012
3 Mayıs 2012
30 Nisan 2012
bir yudum daha alsam sarhoşum
Büyük bir kayıp olmadığımı bile bile.
Bol buzlu, naneli limonata canlanıyor zihnimde. Kocaman bardakta.
Huzurlu baharın, güneşli ama buruk anların limonatayla bi ilgisi olmalı.
Bazı bildiğim şeyler doğru değil.
Gerçeğe çok yakın gülücüklerimi saçtım.
Makyajımı sildim, kostümümü çıkardım.
Pijamalarımı giydim.
İyi oyun çıkardım.
Gülümsemeye çalışmak dünyanın en zor oyunu bazen.
Hey bebeğim, yüzündeki o pr gülümsemesini görüyorum!
Dondurma yerken bile mutsuz olabiliyorsun.
Bileklerimin üşümesinden nefret ediyorum. Bir de yağmurdan ıslanmış ellerle kuru saçlarıma dokunmaktan.
Saçlarımdaki beyaz tel sayısı günden güne artıyor. Ve hiç dert etmiyorum. Bileklerim üşürse mutsuzluktan ölürüm.
Brian Molko dinlemeyeli çok olmuş. Ruhum dondurma kıvamında.
Bir şarkının, başka bir şarkıdan esinlenme olduğunu fark ettim az önce. Bu bana hiçbir şey kazandırmadı.
Bazı günler sepyaya yakınsa bile bazı nesneler renkli.
Bahar ne güzel bir kelime.
Her şeyden çok çabuk sıkılabildiğim halde, değişimi nasıl bu kadar zor kabulleniyorum?
Bir yanım gökyüzüne bakarken, bir yanım toprağa kök salmış.
Tozu dumana katarak yolculuğa çıkmak için çok mu geç?
Azıcık özgür olmak için, biraz mutlu olmak için çok mu geç?
Bazı hayaller için paralel bir evrene ihtiyacım var.
27 Nisan 2012
...
9:00
sözlükte iki kelime gördüm.
zamanda yolculuğa çıktım
zamanda yolculuğa çıktım
müzik kutusuna bozuk para attım.
şarkım sıraya girdi
biraz bekledim
ve çalmaya başladı.
gelsin çağrışımlar, gelsin anılar...
26 Nisan 2012
20 Nisan 2012
17 Nisan 2012
17 nisan
"canımın içi, böyle şeyler yalnızca romanlarda olur."
bu cümleyi çok sevdiğimi söylemiş miydim?
bu cümleyi çok sevdiğimi söylemiş miydim?
15 Nisan 2012
...
“Ne var ne yok?”
“Zor bir soru. Pek emin değilim ama tahminimce her şey var ve yokların içinde saklı.”
“Zor bir soru. Pek emin değilim ama tahminimce her şey var ve yokların içinde saklı.”
Oğullar ve Rencide Ruhlar
12 Nisan 2012
3 Nisan 2012
2 Nisan 2012
realite
7 renk vardı rüyamda. bir tren, bir de yaralı bir adam. hepsinden bir festival ortamı yaratıp fantastik/korku filmine bağladım. o nasıl bir görsel şölen, nasıl bir hazdı tarifi yok.
bazen bilinçaltım, bilince daha yakın olsa keşke diyorum.
bazen bilinçaltım, bilince daha yakın olsa keşke diyorum.
27 Mart 2012
23 Mart 2012
20 Mart 2012
...
''gündelik hayatta birine ulaşmak için, iç dünyanda binbir mücadele veriyor ve en kolay yoldan ulaşamıyorsan eğer; o kişinin gerçekten hayatında olup olmadığını tekrar düşünmen gerek''
demiş birisi.. bu cümledeki yedi yanlışı bulunuz.
19 Mart 2012
bişey
sabahın 9'unda çaldığı müziklere anlam veremediğim bir yayın organına maruz kalıyorum. ardından sığındığım kendi müziklerim bile fayda etmiyor. bütün gün aynı şarkılarla çalışıyorum.şimdi ise beynimin içince o saçma melodi dolaşıyor. nakaratı dilimde. buna sebep olan kişi eminim mışıl mışıl uyuyordur. bense dingin anlar peşindeyim.
14 Mart 2012
bazenbirgündenelerolur
öğle yemeği sonrası gelen baş ağrısı. çaydan medet ummak. umduğunu bulamamak. için uyurken, iyi görünmeye çalışmak. uyku sersemliğiyle cümleler kurmaya çalışmak. yaratıcılığın dibine vurmak. yine de iyi iş çıkarmak.mutlu gibi olmak ama olamamak. bir günlüğüne de olsa burçlara inanmak. gülmek, hak vermek. renklerin içinde siyah olmak. yoğunluğun arasında bir fotoğrafa bakmak. huzur bulmak, gülümsemek, rengarenk olmak. özlemek. bulutlanmak. hepsini dağıtmak için bir müzik dinlemek. dağılmak...
11 Mart 2012
...
ara sıra, bir zamanlar küçük bir kız çocuğu olduğunu hatırlamak lazım.
ya da
yer değiştirebilir miyiz ufaklık?
10 Mart 2012
5 Mart 2012
3 Mart 2012
03-03 - 22- 22
her şey bana boş gelince; zamanın ötesinde miyim, gerisinde miyim bilemiyorum. çok düşünme bunları dedi bi arkadaş anlatınca ben. 'bi arkadaş'lar ya hep doğruyu söyler, ya da anlamaz. ama arkadaşlar hep.. bilirsin işte...
22 Şubat 2012
8 Şubat 2012
1 Şubat 2012
31 Ocak 2012
...
uyku tatlı. kar var, fırtına var. hayat zaten berbat. ühü ühü.yorgandan kafamı çıkarmasam mı?
bu sabah böyle uyandım. ve bir günü daha böyle yedim... en çok da şibumi okurken bunu yapıyor olmam üzücü.
ama bazı günler bembeyaz karlara uyansan bile griye daha yakın olur. griyim ben şu an. kimbilir pantonem kaç!
bu sabah böyle uyandım. ve bir günü daha böyle yedim... en çok da şibumi okurken bunu yapıyor olmam üzücü.
ama bazı günler bembeyaz karlara uyansan bile griye daha yakın olur. griyim ben şu an. kimbilir pantonem kaç!
24 Ocak 2012
25th hour
bazı günler daha uzundur. bazı günler ertesi güne sarkar. uyuyamazsın ama uyusan bile yenilenmez. uyandığında hangi günde, günün hangi saatinde olduğunu bilemezsin. her şey upuzun aralıksız bir film gibidir. durgun akan bir film. bazen bir sürü şey biriktirirsin. ve sonra susar kalırsın.
tek başına film izler gibi izlersin kendini. sonra bir rüya gördüm sanırsın. uykusuzluklara sararsın.
7 Ocak 2012
2012
ben onu süslemeye, yazıp çizmeye, biraz kirletip biraz silmeye, silerken yırtmaya geldim. her sabah rengarenk boyamak için uyanıp her akşam karalamaya geldim. kenarına bulutlar, çiçekler, kırmızı rujdan öpücükler kondurmaya geldim. kendimi kendimle yeniyorum. hadi bakalım.
3 Ocak 2012
1 Ocak 2012
16 Aralık 2011
2 Aralık 2011
20 Kasım 2011
northern exposure
14 Kasım 2011
aşkın matematiği
"insan en az üç kişidir. kendisi, olmak istediği kişi ve aradaki farkta yaşayan üçüncü. en sahicisi de bu üçüncüdür. olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında, aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen. ne kendin kadar huzursuz ne de olmak istediğin kişi kadar hayalidir o. yine bu yüzden iki insanın birbirine âşık olması en az altı kişi arasında geçen bir hadisedir. hangi kişiliğinin hangi kişiliğe, hangi parçanın hangi parçaya özlem duyduğunu çözemediğinde, içmeyi unuttuğun sigara parmaklarını yakana kadar karşı duvara bakarsın."
emrah serbes
emrah serbes
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Pages - Menu
Popular Posts
-
yarım bir kalp olmuş orda. bazen çekim yaparken ne çektiğimi görmüyorum, sonuca da şaşırıyorum böyle. üzerine pek çok şey yazılabilecek bir ...
-
çok şükür. uykusuzluğun binbir türlü hali/sebebi varmış. şimdi gecenin bi yarısı yatağımdan kalkıp düşüyorum; öylece kendi kendine duran bi ...
-
aniden gelen, daha doğrusu çöken o his var ya.. hiçbir sebebi yokken üstelik... her şey durgunlaştırıp ağırlaştıran.. ondan kaçmanın bi yolu...
-
* gelgitlere alışma konusunda oldukça geliştirdim kendimi sanırım. eskiden her dalgalanma gözyaşına dönerken şimdi sadece sarsılıyorum. * ba...
-
''bir erkeğin hayatında, en zor sorular için hazırladığı zor cevaplar vardır.'' ''bir erkeğin hayatında, yenilgiyi k...
-
Henüz çifte kavrulmamış haliyle, nereyi netlediğim belli olmayan fotolarla biscotti... bloga renk katsın biraz:)
-
Nisan ayının son post'u da kendi içinde çelişkiler taşıyabilir baştan uyarayım. Zira gün içersinde yazmış olsaydım bir bahar şenliği hav...
-
city of night belki de küçücük bir dokunuşla naifliği bulabilir iz.
-
Dikkat çok 'kızsal mevzular' içeren bir posttur!:) *Saçlarımı boyadım ve hiçkimse farketmedi blog. Zaten farkedilecek gibi değil ama...

























