4 Mart 2009
çözülme
1 Mart 2009
güneşli pazarlar
hafiflik.. ohh be! :)
sessizlik
"...
sessizlik yorgunluktur,
yorgunluk değilse kederdir,
keder değilse hasrettir,
hasret değilse acıdır,
acı değilse derin bir düşünce, bir anıdır,
veya bütün bunlardır.
veya bunlardan bazıları.
..."
*mehmed uzun
26 Şubat 2009
sığınak
24 Şubat 2009
21 Şubat 2009
güçlü olmak mevzusu
14 Şubat 2009
zamanlama
8 Şubat 2009
Geçmiş Zaman Notları
* ''Aslında benim kendi bürom olucaktı, saçlarımı askerden döndükten sonra yine uzatıcaktım, sakalım olucaktı, asla takım elbise giymeyecektim para kazanınca metal bar açıcaktım falan filan... hayat hiç adil değil :)''
* bugün benim için her şey bitti!
bi insan bu kadar mı tutarsız olur? bi gün canım derken bi gün yanından geçip de günaydın demez? gittikçe uzaklaştırmaya çalışıyor sanki kendini benden..
*'ehhh kaçarsan kaç adam mı yicez sanki' demek istiyorum ama diyemiyorum!:(
sence ben aptal mıyım aşık mıyım? aptal aşık mıyım? yoksa zaten hepsi aynı şeyler mi? bilmiyorum..bilemiyorum...
''aşk aptal işi gibi gözükür ama aslında deli işidir :) eğer deli miyim diye sorarsan kesinlikle derim! :)''
güçlü olayım umursamaz olayım derken, ona kimseye davranmadığım kadar soğuk ve tuhaf davranıyorum...bu da canımı sıkıyor.
*off ağlıycam şimdi durup dururken :(
* ''yok canım o kadar da değil. ağlama sadece alla alla noluyo ki de sonra 3 saniye hımm diyerek havaya bak sol taraftan sonra omuzlarını silkerek dudaklarını büküp çeneye bilmem ki mimiğini oturttur sonra neyse de hayata devam et :)) ama ağlama;) ''
doğum gününü kutladık geldim...ben de fotoğrafçı oldum:)
nasıl olacak bilmiyorum ama sadece o'nunla mutlu olduğum gerçeğini değiştirmem gerek..ya da bu gerçekle yaşamayı öğrenmem gerek.
artık ağlayamıyorum bile... sadece kendime acıyorum..
* inan bana hepsi geçicek''
* ''her şey yolunda mı?''
''hayat güzel. İstanbul'u bilmem ama Ankara hala eğlenceli. ''
* an itibariyle istanbul da çok güzel:)) çünkü ben sersemin biriyim :))
(karmakarışık zamanlardan, karmakarışık notlar. devam edebilir)
7 Şubat 2009
beklemeler ve beklentiler
ben hiçbir şey beklemiyorum! daha fazla kırılıp dağılamam çünkü...
2 Şubat 2009
mutsuz kraliçe
o mutsuz kraliçe
artık inanmıyor
gözün büyüsüne
günlerdir beklediği ses
gizlenmiş tepelerin ötesine
arasıra buluşup
kervanların sığacağı darlıktaki
sokaklardan sözeden adam artık yok
anlayan yok
baharat satılan hanların
kokulu yalnızlığından
bir ses bekliyor ısrarla
ince parmaklı tütün kokusundan
ormanda fısıldayan
güz kadar yaşlı kraliçe
dökülüyor
buzdan ve siyah eteğiyle
31 Ocak 2009
hayaller-gerçekler II
bir yanda hayaller gerçeklere
ve sen arada kalmış
neyin gerçek neyin hayal olduğunu artık bilmiyorsun bile
aferin!
17 Ocak 2009
hayal, gerçek, vazgeçmek ve karar
16 Ocak 2009
yoksun
15 Ocak 2009
yorgunluktan...
13 Ocak 2009
12 Ocak 2009
kısa ve öz
bir yaratık gördüm, çıplak, vahşi.
çömelmiş oturuyor
yüreğini ellerinde tutuyor
yiyordu.
dedim ki: "tadı güzel mi dostum?"
"acı, acı" diye karşılık verdi,
"ama seviyorum
çünkü acı
ve benim kalbim".
* Hart Crane
11 Ocak 2009
yenilme
---
ledorita
5 Ocak 2009
3 Ocak 2009
ben şimdi biraz (da sen)
Gökyüzünün parlak
Bakış seken mavisini.
Ben şimdi biraz da
Senin için duyuyorum;
Gecenin o sarsak
Yokuş çıkan ezgisini.
Ben şimdi kanayarak
Senin için yaşıyorum;
Sazan derisi gibi
1 Ocak 2009
yanılsama
31 Aralık 2008
Seni Günlere Böldüm
Daha yıllara, yüzyıllara böleceğim
Ve her zaman söyleyeceğim ki beni anla
Böyle eskitilmiş de olsa bu kalbi
Minesi çatlamış bir diş gibi durduracağım karşında.
Şiirler söylenir, şiirler biter
Biz bu sevdayı neresine sakladıktı sen ona bak da
Kahverengi avuçlarına mı gözlerinin
Tam oradan mı kahverengi yağan bir aydınlığa.
Bütün günler yenileşir her bekleyişte
Ve bütün dünler, bütün geçmişler
Kapını açarsın ki bir de, hiç kimseler yok
Çaresiz, benim sana gelişim de hep böyle.
Dün akşama doğru turuncu bir bulut geçti
Sonra bütün bulutlar hep birden geçti
Anılar, anılar, belki hepsi bir kelime.
26 Aralık 2008
yarım kalan
seni mutlu gördüğümde de ölecek gibiyim
peki kıskançlık değil de ne bu?
seninle ölüyorum, sensizken ölüyorum....
çünkü ben...
24 Aralık 2008
uyan
22 Aralık 2008
20 Aralık 2008
cumartesi notları II
* ve ben yağmurlu, kahve kokan, loş ışıklı ve sonbahar'da biriyim...
mutsuzluğumda ve huzurumda...
ama 'ateşler yakarım parmaklarımla ve sana şarkılar söylerim kalbimle'* deniz'im yosun kokar tüm tazeliğiyle... kırmızılar kuşanır, beyazlara bürünürüm, ateşlerde yürürüm....mutluluğumda.
* oysaki mutluluğum, beni mutsuz ediyor. çünkü yanlış yerde yeşeriyor.
* ardına saklandığın kapılar değişiyor, sen değişiyorsun, ben de değişiyorum..her nasılsa, bir tek aşk değişmiyor!...
* duvarlarım var evet ama, hassas yerlerini fark edene yıkması çok kolay...yine de aldanmamalı, çünkü içerde binlerce görünmez savaşçı var.
* tek başına bir masada oturup, yoğurtla makarna yerken korunmasızlığına, saflığına, incinmişliğine üzülen gözü nemli kız. o hatırladığın kız çocuğu kadar safsın ve aptalsın!
17 Aralık 2008
gitmelere...
Oruç Aruoba
11 Aralık 2008
Pencerede Bekleyen Kadın Olmak
Kulağında 'un bel di vedremo'... Sonunun madame butterfly gibi olmaması için dua ediyor kadın. Ve bekliyor...
e aspetto gran tempo e non mi pesa,
la lunga attesa.
Birazdan köşeden çıkıp gelecek ve pencerede gördüğü kadınına gülümseyecek çünkü adam..
'e uscito dalla folla cittadina'
pencerenin kenarında, ondan önce eve gelmiş, güzel yemekler yapmış, herşey gibi kendini de o'na hazırlamış, gelip yüzünü güldürmesini dileyen, o'nda dinlenmeye mahkum, yalnızca ona bakacak ve görecek, onunla konuşacak ve onda susacak, onda kaybolup ona varolacak bir kadın..seni senden çok sevecek bir kadın...
Huzur, sevgi, aşk denince, evlilik denince gözümün önüne gelen sahne budur. Her şey bu sahneden ibarettir çünkü... Bu kadar basittir. Birçok şeyi vazgeçilebilir kılabilir. Birçok şeyi göze aldırabilir, her şeye anlam katabilir... yeter ki istesin...
ilham:
Bir anda, başlığını görür görmez gözlerim doldu ama bir yandan da yüzümde garip bir gülümseme vardı okurken. Aynaya bakıyormuş gibi hissettim kendimi.
Haşmet BabaoğluPencerede bekleyen kadınlar
3 Aralık 2008
...
eğlen güzelim
varamıyorum yanına çarelerin
yıkıl duvar göremiyorum enginleri
gidemiyorum bırakıp uzaklara
bir ağlarım bir gülerim
sanma senden vazgeçerim
alışamam inan yokluğuna
eğlen güzelim gününü gün et
ben vazgeçmişken eğlen
karaları ben bağlarım
sende vakit çok erken''
29 Kasım 2008
cumartesi notları
27 Kasım 2008
25 Kasım 2008
16 Kasım 2008
kararlar, filmler, müzikler ve...
'O gün'den beri, yani hayatımın tüm renklerini, seslerini, kokusunu , anlamını değiştirdiğinden beri, yalnız dolaşmaya alıştığım caddelerde, kitapçılarda, sana gelen yollarda, kimse beni görmesin, ben kimseyi görmiyim diye yürüyorum artık. Baktığım, gördüğüm her yerde ve her şeyde 'sen' olsan da...Benden bunu istemen bir yana, ruhun bile duymadığı ve evet delilik dahası aptallık olduğu halde... En acıttığın, kızgın, kırgın, ümitsiz ve vazgeçmiş olduğum zamanlarda bile...
Ama gün geliyor ki; artık gözüm kararıyor ve 'yeminimi bozuyorum'. Bozduğum halde olmayacağını bilerek.. Bana açılmış sevgi dolu kollar düşüyor aklıma... İyi ve kötü yanlarım savaşıyor... Olur diyorum, olmaz diyorum, evet'ler hayır'lar kapışıyor birbiriyle.. ve gözümü karartıyorum sen bana yine umursamaz gülümsediğin o an'da... Sonra çıkıp gidiyorsun. Ben o hırsla alıyorum telefonu elime...O'nun adını buluyorum rehberden. Arıyorum. Ama bir yanım da aradığım numaraya ulaşamasam keşke ya da keşke duymasa, açmasa diyor...Fakat ulaşıyorum, uzaktaki ses; 'iyiyim canım sen nasılsın' diyor. 'iyiyim ben de' diyorum. Sesim tedirgin ve yabancı kendime... Amatör oyuncular gibi söylüyorum repliklerimi... Kendin bile inanmamışsın söylediklerine, karşındaki nasıl inansın diyorum. Yapaylığımdan utanıyorum.
Birkaç soru soruyorum o'na ve cevapları ne olumlu ne de olumsuz oluyor. Ama olumsuzları duymak işime geliyor, gerisini düşünmüyorum... Ohh diyorum sessizce, seviniyorum. Sonra çözüm yolları, alternatifler sayıyor ama umursamıyorum bile...
Sonuç olarak; olmuyor...gitmiyorum, gidemiyorum...yapamıyorum...
Yine aptal, yine aşık, yine sadık, yine saf oluyor aynadaki karşılığım...
***
ve sonra kendimi uzak'birinin yanında değil, sinema salonunda buluyorum o akşamüstü.
Tam da beklediğim anda; '' Ben ayrılmak istiyorum!'' diyor adam... Yapamayacağını anlıyor, bunalıyor, korkuyor, kaçıyor... Sıradan ve zaman zaman rahatsız edici bir hikayeyi müthiş bir biçimde anlatan filmde bir ayna buluyorum pekçok kişi gibi...müziklerinde çarpılıyorum, kayboluyorum... kadere olan inancımın bir kanıtını daha buluyorum... Hislere, sezgilere, 'söylenmeyene', satır aralarına olan inancımı...ve hepsinin binlerce kez olduğu gibi, bir kez daha, söylediklerini duyuyorum. Biliyorum geçecek. Bitecek tüm 'karın ağılarım'. Daha az ağlayıp, daha az üzüleceğim. Canım daha az yanacak adını duyduğumda... Kokun burnuma gelemeyecek ama, ellerime dokunuşunun nasıl olduğunu, teninin sıcaklığını bileceğim ama hep biraz 'mesafeli' ve 'yarım' kalacak... Başka yerlerde, başka hayatları yaşarken biz... Bildiğim, inandığım, bana güç veren, kalbimi ısıtan bir şey olacak; senin 'o adam' olduğun... senden sonra, neler ve kimler olduğunun adı, önemi, anlamı olmayacak... hep bir yerde bir parçasını bırakmış yarım kalacağım... ve bir gün karşılaşır da konuşursak eğer; 'iyiyim' derken gözlerimi kaçıracağım belki, yalan söylediğimi anlamaman için... ama nafile... anlayacaksın...bileceksin... çünkü hep bildin...
ve biliyorum hikayemiz böyle olacak...eğer istersen...
5 Kasım 2008
başlangıç ve bitiş
Yeni bir hayat başladı çünkü bugün aramızda. Minicik bedeniyle mışıl mışıl uyurken gördüm bir kaç saat önce... öpemedim henüz, koklayamadım... teyze olmak...hmm... henüz tam olarak bilmediğim ama öğreneceğim bi duygu...
Balkan bebek,
hediye gibi geldin hoşgeldin...
***
ve bi'şeyler bitti bugün... eğer tüm işaretler, hiç kimselere anlatmadığım rüyalarım, tüm duyduklarım ve hissettiklerim, inandıklarım... eğer ki senin 'o' olduğunu söylüyorsa yine de... zaten zamanı gelecek bir gün demektir...
vazgeçsem de yenilsem de... ne kadar uzağa gitsem de / gitmesem de/ gidemesem de...
hep içimdesin...benimlesin... ama yine de şimdi öyle hafifim ki... öylesine...
4 Kasım 2008
özür
Kırdım seni hem de çok...ve üzdüm, haksızlık ettim, kızdım belki de biraz.
Ben at gözlükleriyle toz pembe bulutların ardından dünyaya bakarken, bana göremediğim yerleri anlatan, sessizliğime dahi kulak veren seni, sadece ayna tutan değil, aynanın arkasındaki sır'ları ve diğer tüm yansımaları gösteren seni, dostum'u, tüm hırçınlığımla kırdım ve üzdüm! Bundan hiç mi hiç hoşlanmayacağını bile bile; 'özür dilerim'... çünkü buna hakkım yoktu.. üzgünüm:(
***
anlat bana her şeyini!
acılarını,sevinçlerini
ve içinde kalan her şeyini!
istersen önce,
acılarından bahset bana...
bahset ki;
ortağın olayım bir dost gibi.
belki nasıl davranman gerektiğini söylerim sana,
belki de ağlarız birlikte
sessiz ve derinden...
belki de sana sıkıca sarılırım
sözcüklerin bittiği her yerde.
istersen sevinçlerinden de bahset
bahset ki;
anlayayım acıların seni yıkmadığını
nasıl direndiğini ve nasıl yok ettiğini...
istersen aşklarından da bahset bana...
bahset ki;
birlikte analım tüm anıları.
yeter ki anlat bana her şeyini!
arzularını,hislerini
ve tüm tutkularını...
birde seni anlat bana.
anlat ki... anlayayım içindeki beni
anlayayım ki... anlatayım seni nasıl sevdiğimi...
sanki sen'den gibi...
* murathan mungan-anlat bana
3 Kasım 2008
Kayıp Son Gün
Dün, sabaha karşı yattığım halde yine normal bir saatte kalktım. Aferin bana!
Sonra evde tembellik mi yapsam yoksa çıkıp işe yarar bişeyler mi yapsam bilemedim. Zaman geçti...geçti.. ve dışarı çıkmaya karar verdim.
Gün boyu en iyi yaptığım şey fotoğraf çekmek oldu. Bir ara; volkswagen kardeşliği gibi, makine kardeşliği hissiyatıyla tanımadığım biri bana gülümsedi. Ben de ona gülümsedim:) Günün en güzel saatlerini böyle yiyip bitirdim işte..
Sonra eve döndüm fotoğraflarla uğraşırken gece yarısı oldu. Ve fark ettim ki uzak kalmak istediğim şeylerden uzak kalmak bir yana, daha da yakın oluyordum sanki. Hep böyle olmadı mı, olmaz mı zaten? Yoksa benim beceriksizliğim mi bu? Bilemedim ki..
Belki de kaçtığım şeylerin üzerine gitmeye başlamışımdır.
ve sonra ve sonra ve sonra...sonrası dopdolu, sonrası boşluk...
***
Bu kadar basit şeyler anlatma sebebim; aslında her şeyi basite indirgemeye çalışmak istememden... Geçici bir durumdu. Normale döneceğiz efendim.
Esen kalın.:)
1 Kasım 2008
Kayıp Bir Gün II
Dün gece uyku tutmadı. Sabaha karşı 4'te kalktım bilgisayarı açtım. Müzik dinleyemedim. Nette dolaştım. Sonra sıkıldım. İçim uyuyor ama gözlerim kapanmıyordu. Gözlerim yanıyor ama kapanmamak için direniyordu sanki. Velhasıl kelam uyumuşum. Ama sabah uyanmam zor oldu tabii.
Herneyse uzun uzun anlatmayacağım bugünü çünkü uzun bir gün değildi. Gerçi gün ve yaşananlar halen devam ediyor...
Yerine daha zarif bi kelime bulamadığım için 'kanka' diyeceğim kişi tarafından bilmemkaçıncı kez daha ekildim. Hadi ekilmek demeyelim de... Yok yok ekilmek diyelim çünkü demezsek eğer diğer alternatifleri daha derin ve ciddi yerlere gider... ( ama arkadaşlar iyidir. dimi? ) Herneyse işte bu sebepten dolayı tek kişilik planlar yapmam gerekiyordu. Aslında dünden planım hazırdı ama o planı gerçekleştirecek istek ve güce sahip değildim bu sabah.
O nedenle yapılabilecek en iyi şeyi yapmak üzere evden çıktım.
Merak ettiğim ve şimdiye kadar çoktan izlemiş olmam gereken eski bir filmi aramaya başladım ve çok aramadan buldum, aldım, geldim, izledim ve beğendim.
Ve sonra yine sabahki ve şuanki gibi nette dolaştım ve bunun için de kızdım kendime. Yapmak istemedğinin şeyleri niye yapıyorsun kızımm?? dedim ses vermedi.
Öyle işte.. Kendi hayatınızdan izinli olduğunuzda yapılabilecek en iyi şey başka hayatlara girmek, onları izlemek, düşünmek anlamaya çalışmaktır. Ve aynı zamanda kendiniz adına bir çok şeyi tekrar başka gözlerden görme şansımız olur böylece...
Bunlar bildiğiniz şeyler zaten.
Birazdan o meşhhuurr yemeğimi icra etmek üzere mutfağa doğru gideceğim. Bir çeşit terapi bu da...
ve sonra bir film daha...
edit:
- meşhuurr yemeğim o kadar güzel olmadı çünkü içine sevgimi katmadım. evet!:)
- ikinci filmi izlemek yerine dizi izledim aferin bana.
- güya kaçıp saklandığım biri var...kaçtıkça yine yeniden çarptığım... hayır yanlış yöne mi doğru konuşuyorum bi anlasam...
-bir de hiç ummadığım bi anda ce! diye yüzümü güldüren bi adam var. ben kendimden vazgeçsem o vazgeçmiyor. filmlerdeki 'şştt hadi toparlan' diyen omzunda ağlanılası dostlardan yani.. vay be diyorum. ne mutlu bana:)-
31 Ekim 2008
Kayıp Bir Gün
Ortaköy-Bebek yolunda kayboldum. Beyoğlu'nda kayboldum. Sonra bir yerde oturdum ve kendimi buldum.
Önce sevdiğim bişeyi kaybettim. Aklım hala yerindeydi. Sonra sevdiğim şeyi feda ettim saydım kendimi, kalbim de yerinde kalsın diye. Sonra sağda solda gereksizce oyalanırken zamanımı kaybettim. Ben dolaştıkça aklım allak bullak oldu. Karşıdan karşıya geçmek bile zor geldi. Hangi yöne gideceğim bile aklımı kurcalıyordu. Korktum. Sonra sevdiğim bişeyi daha kaybettiğimi anladım eve dönüş yolunda. Bir kez daha kendime şaşırdım. Aklım allak bullak oldu. Kortkum.
***
Sabah erkenden uyandım. Dün geceden gitmeyi kafama koyduğum yere gidebilmem için bir an önce evden çıkmam lazımdı. Ama yapamadım. Uykuya, yorgunluğa yenildim, yorganımı çektim yüzüme...gözlerimi kapadım, uyudum, saklandım...
Sonra biraz geç de olsa kahvaltı için, aklıma koyduğum başka bi yere gitmek üzere hazırlanırken şirketten defalarca aradıklarını gördüm. Bi rahat yok dedim ister istemez. Sonra fotoğraf makinemi de alıp evden çıktım. Aslında yapmamam gerektiğini bildiğim halde cep telefonumu kapadım. Daha doğrusu çevrimdışı modu varmış, onu öğrendim:) Yolda saçma sapan bişeyi kafama taktım ve yaklaşık 2 saat keşmekeşin içinde dolaştım. Bir yandan hadi ne duruyorsun burda git işine bak derken, bir yandan da halen şuursuzca dolaşıyordum. Ve sonra çantamda asılı olan, çok sevdiğim yeleğimi, muhtemelen mağazalardan birinin kabinininde unuttuğumu fark ettim. Geri dönmedim. Bir giysi için uğraşamazdım, uğraşmadım. ilk kaybım bu oldu. Sersemledim, bu kadar mı şaşkın, şuursuz olabilir bi insan? Bu mudur halim yani?
Sonra bunu unutup kahvaltı için gitmek istediğim yere doğru yola çıktım. yol biraz uzun sürdü. Güya gün boyunca fotoğraf çekecektim ama sadece birkaç kare çektim. Hiçbir şey çekici gelmedi çünkü. Saat 14:30 Bebek'te hayal ettiğim kadar sakin olmayan yerde oturup tost yedim, çay içtim. Boğazı izledim, denizi izledim, güneşin suya yansımasını izledim... Bir şey ifade etmedi. Etraftaki insanları izledim. Kadınlar grup halinde gelmiş, laflıyorlardı. Yalnız olan sadece bendim. Bir de bir ara göz ucuyla gördüğüm arka tarafta oturan ünlü bir reklamcı. (ne ironik:))
Sonra sıkıldım ve diğer kaybolduğum yere gitmek üzere yola çıktım. Öğrenciler okuldan çıkmışlardı. Onları izlerken kendimi gördüm. Ne kadar yorgunmuşum!
Ve en çok kendimi kaybettiğim an'a geldim. yer yön duygumu kaybettim adeta. Karşıya geçtim. Yanlış tarafta olduğumu anladım. Sonra geri döndüm ve işte bi şekilde Taksim'e vardım. Kalabalık! İnsanlardan kaçarken insanların ortasındaydım. Aferin bana! Sonra bir yere gittim ve bişeyler içtim.
Kalktım. Başka bir yere gittim kahve içtim ve biriyle sohbet ettim. Anlattım, anlattı.. yükümün ne kadar ağır olduğunu bir kez daha anlayıp, hafifledim!...
Eve geldiğimde kısa bir film bitmiş gibi hissettim. Ve şimdi de anlatıyorum. İzlemediğim filmleri bu denli ayrıntılı anlatanlardan hoşlanmadığım halde...
ve son. yeter. bitti.
Kendinden kaçmayı denemek aptallık tabii ki. Ama yine de tedbil-i mekanda ferahlık var mıdır diye denemek lazım. Belki vardır. Sen farkında olmadan o mekanda yüreğinin de ferahladığını hissedersin belki?
Bir önceki yazımda yazdığım o adam'ın dediği gibi... ''senin şuran dar, göğsün sıkışıyor gibi oluyor şimdi. ama önce kalbini, göğsünü genişleticeksin, rahat olacaksın.'' Mümkündür belki de olamaz mı?
30 Ekim 2008
Kaçış
- Özür dilerim, sizi üzmek istemedim, dedi küçük kız çaresiz ve güçsüzce.
Kız ağladı, arada güldü.. sonra yine ağladı...
Karşısındaki adam kıza kocaman sihirli bir ayna tutuyordu. ''Kendine bak, kendini gör, bak ne kadar güçlüsün, iyisin, güzelsin'' dercesine duydukça hem utandıran hem sevindiren bir sürü güzel sözler...
Ama iyileştirmeye yetmezdi, yetmedi.
16 Ekim 2008
bu işte...
hepimiz zaman zaman, dönem dönem...türlü türlü.. bazıları hiç farketmiyor.. bazılarıysa farkediyor ve tercihler yapıyor, cevaplar veriyor..düşünüyor...direniyor...
sınanıyorum...
ve biliyorum... önüme bi sürü şey çıkarıyor hayat. diğerlerinden daha kolay soru(n)lar belki.. ama yine de öyle zor ki... ve belki de bunlar sadece bir ön hazırlık... zor engeller çıkarıyor ve çıkaracak.. biliyorum.
direniyorum...karşı koymak için uzak duruyorum. başarılı olmak için çalışıyorum... güçlü olmak için, güçlü olmayı öğreniyorum. yetinmeyi bilmek için, ruhumu dizginliyorum. daha çok inanmak için, inanıyorum...
sınavlar var önümde... ve ben hiçbir şey bilmiyorum!
kağıdım karalanmış, kağıdım bomboş, kağıdım paramparça...
12 Ekim 2008
yarası saklı
yarası saklı derinde...'' *
***
geçen yıl bu zamanlar duyduğum o iki kelime kulağımdan gitmiyor hala.
O sahne, o hüzünlü ve dumanlı oda... Hiçbir zaman unutmıyım, rengi solmasın, hep zihnimde kalsın diye anımsıyorum ara sıra... senin boğazına bi'şeyler düğümlenirken, benim tek kelime edemediğim, gözyaşlarımı tutmaya çalıştığım o an... bana kalbimdeki yerini hatırlatan, seni
kendimden bile sakındığımı anlatan...en gerçek, en zırhlarından kurtulmuş, en masum halinle, o anı saklamak istiyorum sonsuza dek...
an'ların, anıların hiç gitmesin aklımdan ve kalbimden... sen de gitme...
7 Ekim 2008
alıntılar I
ve bölsem milyarlara
payı sen paydası sen
kime çarpsam kendimi
ve toplasam bildiklerimi
payı sen paydası sen
ağlarım
farzet delsem karanlığı
farzet ki delsem
ışığım sen
güneşim sen
ayım sen
onur akın- ben yağmur yüklü bir bulutum
NOT: alıntılar vs...başkalarının söylediklerine kulak vereceğiz bi süre...
25 Eylül 2008
saklambaç, kilitli kapı, kapı duvar, perdeler vs... ...The End...
daha önce de defalarca söyledim ve yazdım bunu.
ben perdenin arkasında içim rahat şarkılarımı söylerken izleyiciler asıl başka yerlerden gizli gizli izlemektelermiş meğer.
' yazma kardeşim o zaman' denir buna dimi? denir... Ama ben okumayı sevdiğim insanlara gidip şunu kime yazdıınnn? neden yazdıınn? demiyorum. ya da vay be neler yaşamış, hmmm bak sen demiyorum içten içe...ve bunları daha sonra kullanmıyorum ona karşı. yaşamamış, kurgulamış da olabilir çünkü dimi?
kaç yıl oldu yazıyorum. hayata dair tespitlerimi(zi), kurmaya çalıştığım güzel cümleleri, bazen 'an'lar' 'anı'ları yazmak için yola çıktım. bazen fazla kişisel oldu bazen fazlasıyla kurgular üzerine...bazen de ara verdim türlü sebeplerden.
ama ilk kez böyle hissettim. sahnede çıplak kalmış bi halde ışıkların üzerine tutulduğu bi talihsiz gibiyim ya da daha başka nasıl tarif edilebilirse öyleyim. anlatmaktan sıkıldım. sorulardan, cevaplardan sıkıldım.
sanki çok gizli ve mühimmiş gibi bilinmesinden pek çok şeyin. ve bilindiğini bilmenin verdiği ağırlıktan yoruldum.
bildiğinizi sandığınız ama hiç bilmediğiniz yüklerin kalbimdeki ağırlığından...
belki de genel olarak hayatla ilgili bişey bu. bilmiyorum...
ama şimdi sessizce saklanma zamanı.
bu kadar açık olmaya görünür olmaya lüzum yok.
duygulara/düşüncelere perde çektik
geçici bir süre kapalıyız.
20 Eylül 2008
ledorita said the following
'' kaç yıl oldu, yoruldun dimi?''
http://birazbiraz.blogspot.com/2007/09/dumanl-yamurlu-ve-isimsiz.html#c2386934362179845216
19 Ağustos 2008
Aşk
Zamanı değil belki. Belki çok erken belki çok geç, bunu şuan bilemiyorum. Gerekli mi, iyi bir şey mi değil mi ondan da emin değilim. Ama belki anlattıkça, kendime uzaktan bakma şansım olur ve aslında sana anlatırken ben de başka bir gözle görür gibi olurum bazı şeyleri. Görür gibi olurum diyorum çünkü o kalıbı kullanmak istemesem de; 'aşkın gözü kördür!' demişler...
Zaten görebildiğim şeyler de ne yazık ki pek iç açıcı değil. Ama ben çoktan sonu gelmiş gibi görünen, ya da bir türlü sonu gelmeyen, gelemeyen ve henüz ortasında bile olmadığımı hissettiğim bu hikayenin en başından söz etmek istiyorum önce. Tanıştığımız günden. Pek ilginç hikayesi olan bir gün değildi aslında. Hatta ilk görüşte aşk diyebileceğim bir karşılaşma da değildi. Birden karşıma çıkmıştın. Hatta çarpışabilirdik bile. Acelen var gibiydi. Ortak tanıdığımız bizi tanıştırdı. Tokalaştık, memnun oldum dedin, gülümsüyordun. Bense aniden kendimi içinde bulduğum bu yerde, henüz kimle tanıştığımın farkında değildim. Ama çok değil kısa bir zaman sonra ben de memnun olacaktım. Hem de çok...
İkinci karşılaşmamızı hatırlamıyorum. Daha doğrusu şimdi gözümün önüne gelen bir sahnede yanımdakinin sen olduğunu çok sonra fark ettim. Sonrası ise kopuk...Aradan kaç gün geçti, neler oldu tam ayırdında değilim şuan, fakat üçüncü olarak hatırladığım şey; aşıktım!...
Kendime itiraf etmem de, bu hikayenin en yakın tanığı olacak kişiyle, yani uzaktaki en yakın dostla paylaşmam da pek uzun sürmedi;
''Aşık oluyorum Serkan.
hem de hiç olmamam gereken birine...''
( ''hem de hiç olmamam gereken birine..'' Bunu o gün çok da bilinçli söylediğimi sanmıyorum, ama şimdi anlıyorum ki geleceği görmüşüm meğer)
O kopuk zamanlarda yaşananları küçük sahneler halinde anımsıyorum bazen; kimisi net değil, kimisi daha dün gibi. O güne dek hiç hissetmediğim şeylerdi benim ayaklarımı yerden kesen, aklımı alan... Hayranlık, zaaf, mutluluk... Bunlardı, Aşk'tı seni her gördüğümde elimde ne varsa yere düşüren, kontrolümü kaybettirip sağa sola savuran. Kalbim çarpmıyordu asla, çarpamıyordu... Bacaklarım da titremiyordu. Kısa süreli bir felç geçiriyorlardı belki. Belki değil hayır, eminim bundan! Seninle ortak bir alanda olmamızın sebebi bambaşka şeyler de olsa , hatta sebebi olmadığında da; karşı konulamaz bir çekim alanına giriyordum ve yine kendimi hayır gitmemeliyim desem dahi - ki pek de demiyordum- yine senin yanında, orada buluyordum... Zamanın durduğu, dünyanın sadece o andan ve ikimizden ibaret olduğunu düşündüğüm yerde... Uzaktan nasıl göründüğümüzü düşünmüyordum; çünkü hiç hesap kitap yapmıyordum ben. Sadece seviyordum... Belki de ilk kez aptalca değil ama içimden geldiği gibi davrandım. Başka türlüsü imkansızdı, başka bir seçenek yoktu çünkü. Yine de körü körüne bir aşk değildi bu. Mantığın ve kalbin uyuştuğu bir hikayeydi. Yani mucize gibi!... Hayatımın mucizesi, hayatın mucizesi! Asırlar önce kaybettiğim, ve o gün, o merdivenlerde çarpışmak üzereyken bulduğum diğer yarım!..
Tüm kriterleri, hayalleri alt üst eden, beni değiştirip, saflığımı masumiyetimi, gerçekliğimi, 'ben'i geri getiren, diğer yarım!
Ama...
Görünmeyen engeller vardı sanki hep...Kelimeler ortaya atılıyor, cümleleri kurmayı karşı tarafa bırakıyordu sanki herkes... Sen ve ben, ne iyi ne de kötü cümlelerin sonuna nokta koyamamış iki beceriksiz aşıktık! ( Ahh ama hayır sen aşık olmazdın oysa ki, aşık olan sadece bendim)
Her şeye gücüm yetermiş gibi benim, bu çelimsiz, kırılgan halimle, kahramanlığa özeniyordum. Eyleme dönüşmeden de olsa her şeyden sakınırken seni, saçının teline zarar gelecek olsa, bi'şey canını sıksa, bi an düşünmeden, her şeyle savaşacak kadar seviyordum çünkü...
Ama tüm bunlar yetmiyordu.
ve sen günden güne kaçıyordun...
Belki de sadece bir zamanlama hatasıydı.
Evet belki de tüm mesele buydu ve sen sırf bu yüzden bazen kolay olanı seçtin.
Yarı yolda elimi bıraktın... (diyorum ama belki yolda bile değildin. Hepsi benim sanrımdı, belki!)
Her zaman, her durumda düşünceli ve ince davranan sen, bir gün yine uzun uzun konuşurken bana başka birinden bahsettin. Sana nasıl baktığımı gördüğün halde...Bunu neden yaptın bilmiyorum. Ya acıtmayacağını düşündün, ya da acıtmak istedin. Bilmiyorum. Ama ben adeta nefes alamadım. Başka hiçbir şey değil. Nefes alamamak.. Bir düşün? Ne demek?
Belki de bitsin diyeydi tüm bunlar... Ama ben hep...
Düştüm yaralandım, acıdı yer yanım, ama zor da olsa ayağa kalktım. Elimden tutup yardım etmemiştin oysa. Okyanus kıyısındaki o evdim işte. Dalgalara göğüs geren, yıkılıp yıkılıp yeniden ayağa kalkan. Sen dalgalarınla beni boğuyordun, bense yılmadan yüzmeye çalışıyordum.
Günümü aydınlatan da, gecemi karartan da sendin çünkü...
Her şeye rağmen...
Hani yaşadığımız bişeyden ders çıkarmamız gerekir ya bazen. Ben şimdi bugün, bu aşkın muhasebesini yapsam zararlı çıkmam asla. Seni tanımak, seni sevmek, gözlerinin içine bakmak gülümserken, sabretmeyi öğrenmek, fedakarlığı öğrenmek... Senden bişeyler öğrenmek!... Tüm bunların yanında senden sonraki sensiz hayatımda bir daha asla mutlu olamayacak olmam çok anlamsız kalıyor.
(Sen, senin dışında kalan her şeyi anlamsız kılıyorsun çünkü. )
Ama yine de...
Korkuyorum.
Çıkmaz sokaklarda kaybolmaktan korkuyorum. Bir gün bana ışık olmazsan diye...
Sen bilmediğim bi yerlerdeyken, ben burda seni beklerken... Bu hep böyle sürüp gidecek diye...
Yorgunum.
Bana 'neyin var?' dediğinde sadece 'canım sıkkın' deyip de 'senin yüzünden aptal!' diyememekten yorgunum.
Her gün yeniden başa sarmasından her şeyin... Her gün yeniden kendimi yenilemekten, her an sanki yeterince sevmiyormuşum gibi bir kez daha sevecek bir yanını bulmaktan.
Seni sevenlerin, sana hayran olanların, peşinden koşanların asla ama asla hissettiklerimi hissedemeyeceklerini bilmekten. Ve ama bunun bir lütuf olmadığını bilmekten...
Mutluluğumun, mutsuzluğumun, suskunluğumun, başarmamın ve başarısız olmamın sebebinin sen olduğunu bilmekten ve buna bir çare bulamamaktan yorgunum...
Soğuk bir sonbahar gününde yolda kulağıma çarpan, 'benim çok dışımda' olduğunu anlatan bir şarkının açtığı yaraları saramamaktan...
Çok yoğun yaşıyorum belki her zaman söylendiği gibi... İstemeden, hissetmeden, tek bir şey dahi yapmadığım, abartmadığım tek şey bu aşk!
Zaten öncesi yok! Daha doğrusu 'varolmam' ve 'yokolmam' seni tanıdığım zamana denk geliyor.
Böyle de çelişkili bir şey işte...
Şimdi tüm bu yorgunlukla, kırgınlıkla, hatta kabullenmek istemesem dahi bir nevi küskünlükle, eşiğindeyim başka bir hayatın. Bir karar eşiği bu! Burda olmalı mıyım bilmiyorum. Bir karar vermem gerekip gerekmediğinden emin değilim. Ama buna daha fazla nasıl ve ne kadar dayanabilirim şüpheli!...
Ve şimdi 'gidiyorum' desem... 'gitme kal' demezsin bundan eminim. Bunu duymayı beklemek aptallık olur. Gitmek istemek de kalmaya devam etmek de aptallık oysa ki! Bir süre önce dediğim gibi... Arada kaldım! Geri adım atsam düşecek gibiyim, ileri atsam önümü göremiyorum!
Araf'tayım...
DipNotlar
Tema değişikliğini fahri editörümden izin almadan yaptığım için kendimi kınıyorum. Ama siyahlar, fenalıklar, yaz, sıcaklar, içimiz açılsın, kıpır kıpır olalım vs vs...
Saygılar...;)
14 Ağustos 2008
kurtarıcı cümleler
Mesnevi-Mevlana
25 Temmuz 2008
19 Temmuz 2008
5 Haziran 2008
mirror mirror
Başkaları iş görür, ortaya bir takım eserler koymaya uğraşırken, o tümüyle sevgiye adamıştı kendini. Ama çalışmaktan ve yaşamaktan daha fazla güç istiyordu sevmek. *
*INGEBORG BACHMANN
25 Mayıs 2008
Kalbimin Sahibi
kader ve inanç
huzur ve merhamet
olgunluk ve güç
umut ve mutluluk
sabır ve masumiyet
sabır
ve
masumiyet...
Bana daha fazla ne kazandırabilir, ne öğretebilirdin ki?
28 Nisan 2008
hazin'eler...
Tertemiz, hiçbir iz, hiçbir leke değmemiş, saf ve narin... Ama kapanmak üzere son cümleleriyle buluşan...Unutulmadan, eskimeden, eskitmeden saklanacak olan en derin, en güzel, en görkemli sayfalar...
Sarayın en kıymetli hazinesi olarak saklanacaklar, sonsuza dek...
12 Nisan 2008
7 Nisan 2008
* emile ajar- pseudo
3 Nisan 2008
Pages - Menu
Popular Posts
-
yarım bir kalp olmuş orda. bazen çekim yaparken ne çektiğimi görmüyorum, sonuca da şaşırıyorum böyle. üzerine pek çok şey yazılabilecek bir ...
-
çok şükür. uykusuzluğun binbir türlü hali/sebebi varmış. şimdi gecenin bi yarısı yatağımdan kalkıp düşüyorum; öylece kendi kendine duran bi ...
-
aniden gelen, daha doğrusu çöken o his var ya.. hiçbir sebebi yokken üstelik... her şey durgunlaştırıp ağırlaştıran.. ondan kaçmanın bi yolu...
-
* gelgitlere alışma konusunda oldukça geliştirdim kendimi sanırım. eskiden her dalgalanma gözyaşına dönerken şimdi sadece sarsılıyorum. * ba...
-
''bir erkeğin hayatında, en zor sorular için hazırladığı zor cevaplar vardır.'' ''bir erkeğin hayatında, yenilgiyi k...
-
Henüz çifte kavrulmamış haliyle, nereyi netlediğim belli olmayan fotolarla biscotti... bloga renk katsın biraz:)
-
Nisan ayının son post'u da kendi içinde çelişkiler taşıyabilir baştan uyarayım. Zira gün içersinde yazmış olsaydım bir bahar şenliği hav...
-
city of night belki de küçücük bir dokunuşla naifliği bulabilir iz.
-
Dikkat çok 'kızsal mevzular' içeren bir posttur!:) *Saçlarımı boyadım ve hiçkimse farketmedi blog. Zaten farkedilecek gibi değil ama...

