tarihleri fark etmiyorsan, fark etsen de önemsemiyorsan. şarkıları duymuyorsan, duysan da içlenmiyorsan;
aptal romantizmini silip atmışsın demektir en azından.
30 Mayıs 2011
21 Mayıs 2011
..
Günlerdir canım o kadar sıkkındı ki, kafama yorganı çekip bütün gün içinden çıkmamayı denedim, olmadı. Belki açınca her şey uçup gider dedim, olmadı. Ben de absürt komedi izlemekte buldum çareyi. Saçma sapan şeylere gülmekten medet umdum. Beynim uyuşsun da çalışmasın diye.. Önce bütün gün, sonra günde 1-2 doz.
İşe yaramadı değil.
16 Mayıs 2011
ne oldum değil.
zaman makinesiyle konuştum, haberler iyi.
önce bir gün, sonra bir hafta, birkaç ay, birkaç yıl derken, 1984'e gitmekte anlaştık.
gitmişken şu burca da bi el atsan dedim. o olmaz işte dedi. peki dedim.
bir gecelik uykuya mal olacak ama olsun.
özetle, rüyanda görürsün dedi yani. iyi ki küfür etmedi. ben olsam ederdim.
önce bir gün, sonra bir hafta, birkaç ay, birkaç yıl derken, 1984'e gitmekte anlaştık.
gitmişken şu burca da bi el atsan dedim. o olmaz işte dedi. peki dedim.
bir gecelik uykuya mal olacak ama olsun.
özetle, rüyanda görürsün dedi yani. iyi ki küfür etmedi. ben olsam ederdim.
5 Mayıs 2011
olsun...
tatsız geçen bir günün sonunda birkaç şarkı ve birkaç beklenmedik şey bana baharı getirebiliyor. mutlu olmanın o kadar da imkansız olmadığını söylemek ister gibi. ama ben inanmadan çekip gidiyor.
şimdi ne çocukken ateş yakıp üzerinden atladığım arkadaşlarım kaldı, ne de saksı yanına bile dilek bırakan annem yanımda bu gece. ama hiç olmadığı kadar çok dileğim var. ve içimden geçeni biliyorsun.
eskiden bu gece dilek tutup saksı kenarına dikmemiz için ısrar ederdi annem. pek inanmasam da eşlik ederdim.
ateş yakardı bütün çocuklar ve üstünden atlardık. hafif serin, hafif ürkek ve çocuk.. o zamanlarsa sanırım hiç dilek tutmazdım.
şimdi ne çocukken ateş yakıp üzerinden atladığım arkadaşlarım kaldı, ne de saksı yanına bile dilek bırakan annem yanımda bu gece. ama hiç olmadığı kadar çok dileğim var. ve içimden geçeni biliyorsun.
tutar mı, duyulur mu, olur mu bilmem...
4 Mayıs 2011
...
artık olmayan birini rüyada görüp de uyandığınızda; o sabah, hatta o gün, bazen de günlerce sersem gibi dolaşırsınız ya hani.. o sersemliğin esiriyim bugün.
bazen biri kafanızda çok fazla dolaştığında, onun gerçekliğinden şüphe edecek noktaya gelebiliyorsunuz.
işte rüyalar bu gerçekliğini kanıtlar gibi çıkagelir böyle anlar uzarsa...
bu da ilaç gibi gelir... fakat yan etkisi fazla olan bir ilaç...
bazen biri kafanızda çok fazla dolaştığında, onun gerçekliğinden şüphe edecek noktaya gelebiliyorsunuz.
işte rüyalar bu gerçekliğini kanıtlar gibi çıkagelir böyle anlar uzarsa...
bu da ilaç gibi gelir... fakat yan etkisi fazla olan bir ilaç...
28 Nisan 2011
23 Nisan 2011
16 Nisan 2011
14 Nisan 2011
bilinç bu akar gider...
artık bahar gerçekten gelse de şu üzerimizdeki görünmez ağırlıkları da atma psikolojisine girebilsek.
olmuyor böyle çünkü. ben duygusal duygusal takılırken bir taraf 'yeter artık' diyor, diğer taraf ise 'çiçek ne ki böcek ne ki' diyor.. hem ayrıca bahar deyince çiçek tamam da böceğe noluyor? zaten haşere timi kurmuş ibb.
kırmızı tulumlu adamlar düşmana korku salacakmış. düşman bir sivrisinekse ben de savaşa hazırım.
bugün artık gerçekten perşembe oldu! herhangi bir sebep yüzünden insanlara aynı açıklamayı yapmaktan bıktığınız oldu mu peki hiç? 'neden yemek yemiyorsun' 'neden güldün/gülmedin' ya da ''o filmi sevdin mi?'' sorusunun cevabı aynı olabilir mi hiç? ama oluyor işte... çok derinlere inersen oluyor... e inmeyeceksin sen de. sığ sularda takılacaksın. bak şu anda da öyle yapıyorum farkındaysan. duygusal mı duygusal, romantik, özlem dolu bir şeyler yazmıştım halbuki. ama bak üzerini bu saçma satırlarla örüyorum. onu okusanız daha çok beğenirdiniz halbuki...rüyamda şehir erkenden kapamış dükkanları. olağanüstü durumlar varmış ama ben sokakta kalmışım. silent hill gibi bi atmosfer düşün. telefonu elime aldığımda ilk onu aramak istemiş o halim. ama yapmamışım. gurur rüyamdan gider misin? desem de dinlememiş. öylece kalmışım. bunları ben sana acı soslu da anlatabilirdim oysa.. ama yapmıyorum. üzerini tatlı tatlı örüyorum... telefon beklemek de ne acayipmiş birinden. birinden beklemek de değil. sonsuza, evrenin bilinmezliğine bir şey demişsin gibi. üstelik artık bugün perşembe! ve ben üzerini örtmeye çalıştığım satırlardaki kahramana benziyorum bugünlerde. benzemek değil de onun yerinde gibiyim sanki. bir de o açıdan bakıyorum adeta.. belki de bu yüzden atmosferin boşluğundan cevap istiyorum. ama yıldızlar görünmüyor bile. bi tek odamdaki gece lambası. o da yazdırıyor bunları ..
oysa ben de isterdim burada olsun beyaz fonda mavi çiçek fotoğrafları.
13 Nisan 2011
dost
arada bir varlığını kontrol ediyorum. sen gerçekten var mısın, benim hayatımda mısın cidden, diye yokluyorum. ama sormuyorum tabi böyle. 'naber' diyorum, 'ankara'da da kar varmış' diyorum, 'kızma ama ben....'' diyorum.
en sıcak kelimelerle cevap verince bana emin oluyorum bir kez daha.. ve huzurla yoluma devam ediyorum sonra...
hangimiz şımarmalı bilmiyorum.
en sıcak kelimelerle cevap verince bana emin oluyorum bir kez daha.. ve huzurla yoluma devam ediyorum sonra...
hangimiz şımarmalı bilmiyorum.
12 Nisan 2011
11 Nisan 2011
gün ışığı
biliyorum ben. karanlığın içinde yürürken ben, yüzüme vuran ışık bu. belki de o yüzden daha az korkan benim. fakat korkmak neye yarar ki? ya kaçıp kurtulmak gerek ya teslim olmak...
ama biliyorum ben... hiçbir zaman, hiç kimse için kolay olmadı bu. mucizeye inanmaya çalışırken imkansızlıklara düşmek var. kaybolmak var...
ama biliyorum ben... hiçbir zaman, hiç kimse için kolay olmadı bu. mucizeye inanmaya çalışırken imkansızlıklara düşmek var. kaybolmak var...
8 Nisan 2011
filmi geri sar makinist!
gözümden uyku akarken yine zamanı geri almak istedim. ama sorun şu ki; hiç yaşamamak için mi, yoksa tekrar yaşamak için mi bilmiyorum.
6 Nisan 2011
3 Nisan 2011
merhaba blog
şu an birini merak ediyorum. uzun zaman sonra ilk kez birini merak ediyorum. gecenin ikisi olmuş. gündüz iki de olsa fark etmez. çünkü çok saçma... ama bilerek ve isteyerek yapıyorum bunu sanki. elimde olmayan sebeplerden ötürü değil. iyi bişey mi değil mi bilmiyorum.
bir günü kaç saat yaşıyorum ben? 24, 12, 8, hiç?
küçükten büyüğe doğru sıralarsan doğru cevabı bulursun belki ama sanmam çünkü ben şifrelerle konuşmam. uzun bir aradan sonra bi şansımı deniyim dedim şans bana güldü ama nasıl güldü bak görüyorsun. neden bahsettiğimi umarım biliyorsundur. çok uykum geldi aslında ama merak işte.. zaten bugünlerde yumoş gibi uyuyorum. bir şey içinize işleyip hayatınızın temeline yerleşmişse artık onu ordan söküp atmak zor oluyor. yo yo alışkanlıklardan bahsetmiyorum, öyle sanma. o başka bu başka.. ben mesela her sabah aynı boyda ve hemen hemen aynı kiloda uyanıyorum, aynaya bakınca aynı yüzü görüyorum ve inandığım şeyler, sevdiğim şeyler gün içersinde ya da zaman içersinde değişmiyor. kolay kolay.. onun gibi bir şey.. uyurken de, uyanırken de.. öyle.. işte.. sanırım bunu daha önce de dedim. bi insanın en mutlu olduğu, yer, kişi, an artık yoksa o insan artık hiç o kadar mutlu olamıyor. bunu fark etmek ve bilmek tüyler ürpertici.
ben bunu yazana kadar saat oldu 3! uyku gözlerimden aksa da parmaklarıma gelmiyor sanırım.. 2 nisanda şakır şakır yağmur altında ıslanmak çok gücüme gitti bugün. çok içerledim. için için sırılsıklam oldum. saçlar zaten kendinden geçiyor böyle olunca. eskiden nefret ederdim bu histen ama artık güzel bir günü hatırlattığı için nefret de edemiyorum.. hay benim hafızama. geri geri kaçıp duruyor. iki dakka sabit dursana yerinde!
neyse bunun duracağı yok.. en iyisi ben uyuyayım.. merak unsuru da ortadan kalmışken...
bir günü kaç saat yaşıyorum ben? 24, 12, 8, hiç?
küçükten büyüğe doğru sıralarsan doğru cevabı bulursun belki ama sanmam çünkü ben şifrelerle konuşmam. uzun bir aradan sonra bi şansımı deniyim dedim şans bana güldü ama nasıl güldü bak görüyorsun. neden bahsettiğimi umarım biliyorsundur. çok uykum geldi aslında ama merak işte.. zaten bugünlerde yumoş gibi uyuyorum. bir şey içinize işleyip hayatınızın temeline yerleşmişse artık onu ordan söküp atmak zor oluyor. yo yo alışkanlıklardan bahsetmiyorum, öyle sanma. o başka bu başka.. ben mesela her sabah aynı boyda ve hemen hemen aynı kiloda uyanıyorum, aynaya bakınca aynı yüzü görüyorum ve inandığım şeyler, sevdiğim şeyler gün içersinde ya da zaman içersinde değişmiyor. kolay kolay.. onun gibi bir şey.. uyurken de, uyanırken de.. öyle.. işte.. sanırım bunu daha önce de dedim. bi insanın en mutlu olduğu, yer, kişi, an artık yoksa o insan artık hiç o kadar mutlu olamıyor. bunu fark etmek ve bilmek tüyler ürpertici.
ben bunu yazana kadar saat oldu 3! uyku gözlerimden aksa da parmaklarıma gelmiyor sanırım.. 2 nisanda şakır şakır yağmur altında ıslanmak çok gücüme gitti bugün. çok içerledim. için için sırılsıklam oldum. saçlar zaten kendinden geçiyor böyle olunca. eskiden nefret ederdim bu histen ama artık güzel bir günü hatırlattığı için nefret de edemiyorum.. hay benim hafızama. geri geri kaçıp duruyor. iki dakka sabit dursana yerinde!
neyse bunun duracağı yok.. en iyisi ben uyuyayım.. merak unsuru da ortadan kalmışken...
31 Mart 2011
my woman
henüz filmi izlemeyip bunu da dinlemediyseniz eğer; bu şarkıyı dinleyin. fazla ortalığa düşmeden, bi yerlerde duymadan bulup dinleyin. başka bir dünyadan sesleniyor...
27 Mart 2011
...
romantik komedi gibi.
gülüp eğlenip zevkle izleyip kendi dramanıza dönüyorsunuz.
bizi izlediğiniz için teşekkürler.
blogla ilgilli değildir
gülüp eğlenip zevkle izleyip kendi dramanıza dönüyorsunuz.
bizi izlediğiniz için teşekkürler.
blogla ilgilli değildir
25 Mart 2011
ninni gibi..
sizinle büyük bir sırrımı paylaşıcam. resmi uykuya geçiş parçamı...
bir gün, bu çalarken uykuya dalmışım, uykumun arasında güzel bir ses, harika bir melodi duydum...
ancak rüyada olabilirdi ya da cennette... o günlerde de zaten pek bir duygusaldım... iki senesi vardır rahat.. bilen biliyordur, bilmeyen de sever belki...
videosu olmadığı için kendim yaptım. çektiğim fotoğrafı da koydum ama ona bakmayınız, hayallere dalınız...
24 Mart 2011
spring smile*
dualarım azcık da olsa kabul oldu.
biraz güneş açtı, biraz hava ısındı. en azından pencereyi yarım açıp oturabiliyorum.
radyoda da tarkan'ın eski bir şarkısı çalıyor.. odamı güneş, ılık hava ve güzel bir ses dolduruyor. aman allahım ne güzel bi atmosfer bu böyle...
son günlerde akdenizli hissetmem için ayrıntılar bulan gerçek bir akdenizli'nin de etkisiyle içimi ışıltı kaplıyor sanki.
buna rağmen can sıkıntısı gelip gelip buluyor insanı.. ve yanlış anlaşılmalar ne gereksiz kırgınlıklara yol açıyor değil mi?
fep'e dedim ki: ''niye böyle?'' o da dedi ki ''ne öyle?''
keşke hafıza gerçekten bu kadar hızlı tüketen ve bu kadar temiz olabilseydi..
o zaman insan, varlığını hatırlamadığı birini özleyemezdi, adını bilmediği bir parfümü anımsamazdı...
unutması gereken şeyleri unutur ve özlemezdi.. isterdi en azından... isteseydi unutmayı, denerdi..
mevsim bahar olunca, her şey bahar olurdu o zaman da... dimi?
biraz güneş açtı, biraz hava ısındı. en azından pencereyi yarım açıp oturabiliyorum.
radyoda da tarkan'ın eski bir şarkısı çalıyor.. odamı güneş, ılık hava ve güzel bir ses dolduruyor. aman allahım ne güzel bi atmosfer bu böyle...
son günlerde akdenizli hissetmem için ayrıntılar bulan gerçek bir akdenizli'nin de etkisiyle içimi ışıltı kaplıyor sanki.
buna rağmen can sıkıntısı gelip gelip buluyor insanı.. ve yanlış anlaşılmalar ne gereksiz kırgınlıklara yol açıyor değil mi?
fep'e dedim ki: ''niye böyle?'' o da dedi ki ''ne öyle?''
keşke hafıza gerçekten bu kadar hızlı tüketen ve bu kadar temiz olabilseydi..
o zaman insan, varlığını hatırlamadığı birini özleyemezdi, adını bilmediği bir parfümü anımsamazdı...
unutması gereken şeyleri unutur ve özlemezdi.. isterdi en azından... isteseydi unutmayı, denerdi..
mevsim bahar olunca, her şey bahar olurdu o zaman da... dimi?
18 Mart 2011
17 Mart 2011
16 Mart 2011
...
Günlerce konuşsam onlarla, senin bir bakışta anlattığını anlatamazlar bana.
Sayfalar dopdolu, sayfalar bomboş...
Sayfalar dopdolu, sayfalar bomboş...
13 Mart 2011
''kendimi o karikatürdeki küçük çocuk gibi hissediyorum bazen''
10 Mart 2011
uykum kaçmasa iyiydi ama kaçtı bi kere
kardan adaam yapalım
burnuna havuç tıkalım
üşüyoruz bu havada
evlere dağılıp uyusak ya
şak şak şak şak...
Üç yaşındaki bebeyle vakit geçirmenin sonuçları. O da şarkı bitmeden alkııışşş diyor. Sahnesi iyi ama. Şaklaban... (sanırım hayatımda ilk kez yazdım bu kelimeyi)
Evet. Bu son güftemi ve de coverımı önce kar heyecanıyla yanıp tutuşan İstanbullu'lara daha sonra da Ankaralı'lara armağan ettim dünden beri. Fakat biri delisin kızım sen derken, diğeri oralı olmadı. Ankaralara kadar ulaşmadı sanırım sesimiz. Ben de böyle alkışsız ama şımarık kaldım. Yine de sevgiler saygılar bizden.
Kar çok ama o kadar isteksiz yağıyor ki pencereden bakasım gelmiyor. Rüzgar da git burdan diyip ittiriyor zaten hepsini. Yarın ne olur bilmem. Hem zaten hiçbir işime yaramayacak kar'ı ben napıyım? Yine de videoya çektim ben bunları ama kötü oldu. Hem de siyah beyaz. Lüzumsuz bildiğin. Geçen yılki müthiş kardan çok güzel kareler çıkmıştı oysaki..
Bu akşam çok ketum olduğumu söyledi biri. Zaten gündüz de herkesleri 'bu konuyu sonra konuşalım' diyip erteledim. Konu da ertelenmiycek gibi değildi ama. Hayallerimizdeki iş planının fizibilitesinin hazırlığı?!! Fi zi bi li te. Bildin mi? Bu ikilinin daha önce saçma sapan bir proje için sabahın 5'ine kadar bir sokak ismi araştırdığı vardır tarihte. Yahu at işte bi isim. Yok illaki gerçek olacak, illa ki konsepte uyacak. O zamanlar google eart'cüüm de yok tabi. Neyse ki şimdi daha rahat bi insanım. O kolay, bu yapılır diyip duruyorum.
Şimdi de tüm ketumluğuma inat konuşasım var. Herkesler uyudu ama köpekler çılgın gibi havlıyor. Karda oynamayı severler tabi ama bu kadar da çıldırmaya gerek yok.
Bir iş ilanında şöyle diyor: ''lisans fakültesi mezunu''
lisans fakültesi. hayalimdeki fakülte!
hatanın güzelliğini söylememe gerek yok değil mi?:)
köpekler sustu.
7 Mart 2011
...
''Başka her yerde yalanım, yanlışım. Cümlelerim yalan yanlış...''
günlerden bir gün/eve dönüş yolunda
günlerden bir gün/eve dönüş yolunda
5 Mart 2011
napoliten
Ben senin gözünün içine bakıyorum. Ama sen fark etmiyorsun.
Aslında bakmıyorum ama öyle yapıyorum. Zaten hep böyle değil midir? Sessiz anlaşmalar, sözsüz sevgiler…
O gün nasıl korktum. Seni kaybedeceğimi sandım. Ama sonra geçti…
Ben yine uzağına kaçtım. Biliyorum benim suçum. Ama sanma ki değiştim. Bu aralar böyle..
Ben küçük bir çocukken birlikte uyurduk sık sık... Bir küçücük aslancık vardı kırlarda koşar koşar oynardı. Hiç küçük bi aslancık hayal etmedim sen bunu söylerken. Koşup oynayan hep bendim. Ne iş yapıyor diye sorarlardı ya hani öğretmenler. Ben muhallebici derdim. Muhasebeci nedir bilmezdim. Ansiklopediler, sözlükler, bilim teknik'ler elinden düşmezdi. Hep bi'şeyler okurdun, hep bi'şeyler araştırırdın. Bir şeyin cevabını bulana kadar pes etmezdin...Genetik miras.. Ben de öyleydim... Bazen okula giderken saçlarımı tarardın... Ama annem gibi şefkatle yapamazdın, üzülürdüm... Üzülecek ne varsa..
Şimdi bana kızıyorsun ya... Ben de sana kızıyorum. Bana kızmaya ne hakkın var diyorum. Ama hep susuyorum.
Çünkü bana inanmıyorsun ya… Ben de sana inanmıyorum bazen... Bir şeyi söylerken onu yapabileceğine inanmıyorum. Hayallerine inanmıyorum... Sen de benimkilere... Çünkü birbirimize çok benziyoruz!
Hep gururumuza yenik düşüyoruz çünkü. ''Öyle diyemem, bunu yapamam, oraya gidemem, arayamam, soramam.'' bunları ben hep senden öğrenmişim. Ama keşke bu kadar iyi öğrenmeseymişim... Bu kadar takılacak bişey yok ama.. sıradan hayaller, sıradan kırıkları...
Bazen sana bakıyorum. Anlamaya çalışıyorum dert ettiğin şey ne diye. Sen ne bileceksin ki? Der gibi oluyorsun.
Ama biliyor musun? Ben de bazen aynı şeyi diyorum.
Çünkü bazen yüzüme bakıyorsun. Gözlerimde bir nemlilik fark edince... Bu göz damlası da gözleri kızartıyor diyorum. İnanıyor musun?
Şimdi küçük bir çocuğa bakıyorum. Annesiyle babasıyla paylaşmadığı hiçbir şey yok. Annesi ona karnındaki kadar yakın. Ve onu anlamaması imkansıza yakın...
Ama büyüdükçe mesafeler artıyor. Çünkü insan büyüdükçe her şeyi yalnız yaşıyor.
Artık sabah olmak üzere. Uyansan uyumadın mı hala dersin.. Uyumamı istersin, çünkü iyiliğimi istersin. Ama niye uyuyamadım bilmezsin.
Demiştim ki; o'nu tanıdığımdan beri kolay kolay kullanamıyorum o kelimeyi.
Şimdi kullanıyorum işte… Bu kadar hassasken, bu kadar değerini bilmek gerek derken.. Cevap arıyorum arıyorum bulamıyorum:
Bir baba kızına baktığında kalbini görebilir mi?
2 Mart 2011
1 Mart 2011
27 Şubat 2011
istanbul, a kare b planı
Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak oldu tam. Güneş çıkınca sıcak olsa da güya yağmurdan ve soğuktan kaçtım, burada daha dondurucu bi soğuk varmış meğersem. Ama evim evim güzel evim:)
Son günlerde bütün kitapçılarda en çok rağbet gören kitaplar 'hürrem sultan, padişah anneleri'' ve benzeri konulardaki kitaplar. Satışları bilmem ama insanlar büyük bir merakla inceliyor. Ben de hayretle onları...
küçük adam ve babası
''Matematik bilmeyen de giremez.''
Aslında hemen tüm okulların kapısında görünmez bir kalemle yazıyor bu.
Matematik bilmiyor olmak değil belki ama matematiği unutmuş olmak çok üzücü. Zaten çok iyi biliyor olmasan bile yapabildiğin şeyleri yapamadığını fark ettiğin an hafif bir suçluluk duygusu kapılıyor insanı. Kimin yaşı kimden büyük, iki araç ne zaman karşılaşmış, uzun zamandır ilgimi çekmeyen fakat sevdiğim konulardı. Ama hiç taktik insanı olmadığım için pek çok taktik ve tekniği unutmuşum ne yazık ki. Arayı düzeltmeye çalışıyorum şu günlerde. Çünkü özlemişim...
B planımı anlattığım zaman bir taraf zor/gereksiz ve saçma buluyor. Bir tarafsa en az benim kadar heyecanla 'ne güzel olur' diyor. Ben de temkinli ama istekli adımlar atıyorum.
Son günlerde bütün kitapçılarda en çok rağbet gören kitaplar 'hürrem sultan, padişah anneleri'' ve benzeri konulardaki kitaplar. Satışları bilmem ama insanlar büyük bir merakla inceliyor. Ben de hayretle onları...
17 Şubat 2011
yol şarkıları vol.1
uzun yolda, hatta uzun kısa hemen her türlü yolda dinlediğim favori bir parçam vardır. bu özelliğiyle olmasa da sevdiğimi bilen bilir de bilmeyene de söylemem. öyle de kıyamam bazı şeylere:)
ama son zamanlarda şu şarkı bu havalara uygun olmasa bile yaz havası yaşatıyor. pek bi havalara giriyorum, hayallere kapılıyorum dinledikçe...
ama son zamanlarda şu şarkı bu havalara uygun olmasa bile yaz havası yaşatıyor. pek bi havalara giriyorum, hayallere kapılıyorum dinledikçe...
13 Şubat 2011
bu kızı üzersen karşında beni bulursun!
her kızın bunu diyecek bir abisi/arkadaşı/kuzeni filan var mıdır? ya da sadece karikatürlere bile malzeme olmuş bir klişe midir? yoksa çok arabesk bir söylem midir? öyleseyse şöyle buyrun:
''istanbul döver seni sen beni üzersen''
sertap'ın istanbul' şarkısından... bu şımarık tehdit karma felsefesinin bir yansıması gibi duruyor. istanbul'un yapabileceklerini düşününce öyle olmasa da yine de masum ve sevimli...
ha bir de şu var; ''istanbul sever seni sen beni seversen''
''istanbul döver seni sen beni üzersen''
sertap'ın istanbul' şarkısından... bu şımarık tehdit karma felsefesinin bir yansıması gibi duruyor. istanbul'un yapabileceklerini düşününce öyle olmasa da yine de masum ve sevimli...
ha bir de şu var; ''istanbul sever seni sen beni seversen''
3 Şubat 2011
bir tatlı nüans
işe yeni başlayan eleman için bilgisayar kurmakla, işe yeni başlayan eleman olarak bilgisayarın kurulmasını izlemek arasında çok fark varmış... öyle böyle değil...
1 Şubat 2011
o la la barcelona!
son bir yıldır bu başlık içimden geçiyordu sürekli. şuraya yazdığım anı canlandırıyorum güzümde. fakat kurgusu şu ankinden çok farklıydı. ben barcelona'da ispanyolca şakırken mutluluk saçan gülücüklerimle süsleyecektim satırlarımı. hem çalışıp hem eğlenip hem dil öğrenecektim. ama bugün itibariyle hayallerimin son kullanma tarihi bitmiş bulunmaktadır. aslında şansım bitmese de gün geçtikçe şevkim azalıyor. o yüzden ikinci bir emre kadar olduğum yerde sabitlenmek en doğrusu.
benimle birlikte heyecanlanan, çeviri için elleri klavyede, el sallamak için havada bekleyen arkadaşların da hevesini kursağında bıraktım. ama kader kısmet vesaire...
benimle birlikte heyecanlanan, çeviri için elleri klavyede, el sallamak için havada bekleyen arkadaşların da hevesini kursağında bıraktım. ama kader kısmet vesaire...
31 Ocak 2011
...sonra
'' bazı şeyler o kadar değersiz kalıyor ki o kadar olur.'' dedim.
'' e o kadar olur! '' dedi.
'' e o kadar olur! '' dedi.
29 Ocak 2011
karar vermek
o kadar zor ki bazen... her iki taraf da aynı derecede ağır basarken.
siyah mı beyaz mı? doğru mu yapıyorum yanlış mı? iyi mi olacak kötü mü? sezgilerimle mi hareket etmeliyim yoksa mantığımla mı? saatlerce günlerce düşünürsün. aslında içten içe bir taraf ağır basar da bazen ama su yüzüne çıkmaz. ammavelakin iş dünyası zaman tanımaz pek... ve bir anda kararını verirsin. küt diye söylersin. ve hangisini seçersen seç, diğer şıkkı asla bilemezsin.
ama reddetmenin rahatlığı, hiç bilemeyeceğin bir durumu merak etmekten, içinde ukte kalmasından daha mı önde bilemiyorum...
siyah mı beyaz mı? doğru mu yapıyorum yanlış mı? iyi mi olacak kötü mü? sezgilerimle mi hareket etmeliyim yoksa mantığımla mı? saatlerce günlerce düşünürsün. aslında içten içe bir taraf ağır basar da bazen ama su yüzüne çıkmaz. ammavelakin iş dünyası zaman tanımaz pek... ve bir anda kararını verirsin. küt diye söylersin. ve hangisini seçersen seç, diğer şıkkı asla bilemezsin.
ama reddetmenin rahatlığı, hiç bilemeyeceğin bir durumu merak etmekten, içinde ukte kalmasından daha mı önde bilemiyorum...
25 Ocak 2011
24 Ocak 2011
rastlantılar ve espresso...
bugünlerde etrafımda garip bir enerji dönüyor sanki.
kaybettiğim şeyler geri geliyor. çocuk gibi seviniyorum. küçük bir çocuğu seviyorum sonra. takılıyorum gördün mü acaba kaybettiğim şeyi diye. çocuk 'aa bu muydu' diyor. ki olayla hiçbir alakası yok. alıp getiriyor bulduğu yerden. şaşırıp kalıyorum. eskiden olmuş yanlışlıklar ortaya çıkıyor. siyah değilmiş de, lacivertmiş mesela... ama lacivert olması çok şey değiştirebilirmiş. bunun gibi bişey... diploma notum yanlış yazılmış, ben üniversiteye o yanlış notla girmişim meğersem.. bilmem ki ne değişirdi.
***
bindiğim taksici eski edebiyat öğretmeniymiş.
kaybettiğim şeyler geri geliyor. çocuk gibi seviniyorum. küçük bir çocuğu seviyorum sonra. takılıyorum gördün mü acaba kaybettiğim şeyi diye. çocuk 'aa bu muydu' diyor. ki olayla hiçbir alakası yok. alıp getiriyor bulduğu yerden. şaşırıp kalıyorum. eskiden olmuş yanlışlıklar ortaya çıkıyor. siyah değilmiş de, lacivertmiş mesela... ama lacivert olması çok şey değiştirebilirmiş. bunun gibi bişey... diploma notum yanlış yazılmış, ben üniversiteye o yanlış notla girmişim meğersem.. bilmem ki ne değişirdi.
***
bindiğim taksici eski edebiyat öğretmeniymiş.
dedim ki acelem var görüşmeye geç kalıyorum.. sonra başladı önerilerde bulunmaya. bak şöyle, bak böyle... tek bi eksiğini/yanlışını gördüm dedi sonra ve haklıydı da. o da malum sesimin ayarı:) sonra gittim, görüştüğüm kişi de aynı şeyi söylemesin mi ! :) dedim ki, gelirken taksici de bunu söyledi. edebiyat öğretmeniymiş de... (gülüşmeler, gülüşmeler...)
dedi ki; sormadın hiç? aa evet nasıl oldu dedim. ben birinden bi'şey rica etmişim. sonra başka biri de ondan bi'şey rica etmiş. ricalarımız kesişmiş. nasıl bi tesadüf, nasıl bir kurguysa...
dedi ki; sormadın hiç? aa evet nasıl oldu dedim. ben birinden bi'şey rica etmişim. sonra başka biri de ondan bi'şey rica etmiş. ricalarımız kesişmiş. nasıl bi tesadüf, nasıl bir kurguysa...
***
uzun yıllar önce bir e-dergide yayınlanmış hikayedemde geçen bir cümleyi, şimdilerde en sevdiğim dizide duyunca 'nasıl yani' dedim. hikaye de artık tarihe gömüldüğü için çıkarıp bakamadım ama hafızamı zorlayınca hatırladım ki çok benziyormuş meğer. böylelikle öyle bir hikayem olduğunu ve bir daha geri gelmemek üzere yok olduğunu fark etmiş oldum. pek de severdim oysa ki...ama biraz zorlarsam şu bumerang hadisesi bunda da vuku bulur belki.;)
hikaye demişken... artık o tip şeyler yazmıyorum. hatta neredeyse hiçbir şey yazmıyorum. ama içimden çok şey geçiyor. hepsini hayalimde kurguluyorum film için. ama sadece yolda giderken ve uyumak üzereyken. dolayısıyla bitmesi biraz zaman alıyor:) fakat hemen hemen iskeleti oluştu diyebilirim. geriye küçük boşlukları doldurmak kaldı. sonra da bir kenara atıp bırakmak...
eski bir arkadaşım vardı. hiç yetenekli olmasa da çok üretken bir sinemacı. o ve onun gibilere benzememek için...
uzun yıllar önce bir e-dergide yayınlanmış hikayedemde geçen bir cümleyi, şimdilerde en sevdiğim dizide duyunca 'nasıl yani' dedim. hikaye de artık tarihe gömüldüğü için çıkarıp bakamadım ama hafızamı zorlayınca hatırladım ki çok benziyormuş meğer. böylelikle öyle bir hikayem olduğunu ve bir daha geri gelmemek üzere yok olduğunu fark etmiş oldum. pek de severdim oysa ki...ama biraz zorlarsam şu bumerang hadisesi bunda da vuku bulur belki.;)
hikaye demişken... artık o tip şeyler yazmıyorum. hatta neredeyse hiçbir şey yazmıyorum. ama içimden çok şey geçiyor. hepsini hayalimde kurguluyorum film için. ama sadece yolda giderken ve uyumak üzereyken. dolayısıyla bitmesi biraz zaman alıyor:) fakat hemen hemen iskeleti oluştu diyebilirim. geriye küçük boşlukları doldurmak kaldı. sonra da bir kenara atıp bırakmak...
eski bir arkadaşım vardı. hiç yetenekli olmasa da çok üretken bir sinemacı. o ve onun gibilere benzememek için...
***
* yazarken empati yeteneğimin daha güçlü olmasını dilerdim. yerinde olsam nelere 'öfff amaa' derdim. bilmek isterdim...
not1: espresso bu yazının hiçbir yerinde olmasa da her yerinde...
not2: espresso sevmem.
22 Ocak 2011
16 Ocak 2011
büyümek
kendi evinin olmasını hayal etmektir bazen...
kendi seçtiğin koltuklar, kendi mutfağın, sevdiğin renkler, objeler, detaylar vesaire...
12 Ocak 2011
6 Ocak 2011
acıyı tatlı söyleyen
Küçük yuvarlak bir masada oturuyoruz karşılıklı. Ben sana olan biteni anlatıyorum, hafiften kaşınmaya başlıyor yüzüm. Bilmezsin; bu içtiğim şey alerji yapıyor bana. Ama umursamıyorum. Gülümsüyorum gözlerimi silerken... Henüz akmayan bir göz kalemi bulamadım. Parmaklarımın ucunda siyah lekelerle işaret ediyorum: bak şu gördüğün Galata Kulesi. Bazen çok konuşuyorum. Bazen fazla anlatıyorum. Ama sen hep dinliyorsun. . Dost acı söyler ama sen acıtmadan söylüyorsun. Anlatacak çok şeyim var ve öğrenecek çok dersim. Zaman hiç yetmiyor. Gece oluyor, sabah oluyor, günler geçiyor... Anlamakla, anlatmakla bitmiyor. Heyecenımı, sevincimi, üzüntümü yaşayıp aynı heyecanla anlatıyorum... Bana katlanmak zor olsa gerek.
Küçük yuvarlak bir masada oturuyoruz karşılıklı. Masada bir fincan bir şişe var. Ben kahve içiyorum. Böyle yerlerde kahve içmek çamuru sulandırıp içmek gibi... Sanırım sonbahara girmek üzereyiz.. Ürpermeye başlamışım erkenden. Bazen fazla konuşuyor, bazen fazlaca susuyorum. Sen de daha az karşı koyuyor, daha az soru soruyorsun. Çünkü zaten her şeyi biliyorsun. Karşı savunmalarım daha güçsüz, daha az sesli. İnandığım pek çok şey beni terk etmiş. Ama yine de umudumu yitirmiyorum. Belki diyorum öyle değil de böyledir. Hala içten gülümseyen bir yanım var. Ve bu defa daha az akıyor makyajım fakat kalem aynı kalem...
Küçük yuvarlak bir masada oturuyoruz karşılıklı. Masada iki fincan var. Bu defa adam akıllı kahve içmek için seçmişiz burayı. iki filtre kahve dedim, sütsüz olsun. Hava beş derece. Senin geldiğin yerlerde kar varmış. Bana da getirseydin ya azcık... Artık heves kırıntılarıyla idare ediyorum. Hemen hemen hiç konuşmuyor, içimden bile bir şey düşünmüyorum. Düşünmek dediğim şeylerse hayatımı devam ettirecek düzeyde minimal şeyler. Sana da ne anlatsam bilemiyorum. Zaten her şeyi biliyorsun. İkimizin de söyleyecek sözü kalmadı artık. Anahtar kelimelerimiz var sadece. Ben en çok ''zaman'' diyorum sense ''kader''... Her şeyi konuşmuş, her şeyi anlamış oluyoruz böylece. Gücüm tükense de umudum tükenmiyor. Zaman ne çabuk geçiyor. Gece olmadan gündüz olsun, akşam olmadan gece olsun isterken ben... Kahvelerimiz daha çabuk bitiyor, makyajım hiç akmıyor. Akmayan göz kalemi buldum sonunda. Ama şimdi de makyaj yapmayı unuttum.
Küçük yuvarlak bir masada oturuyorum tek başıma. Masada bir fincan kahve, bir de şehir rehberi...
5 Ocak 2011
...
koku hafızası... gecenin şu saatinde adını bilmediğim bir parfüm getiriyor burnuma. insan ne ince ince acılar çekiyor hayret...
3 Ocak 2011
1 Ocak 2011
bir ocak seyir defteri
yeni yılın ilk sabahını benimle seyreder misin?
ne seyredeceksin bilmem ama yalnız olmamam lazım. çünkü uyanık kalmam lazım. ve zihnim bişey izleyemeyecek kadar yoğun, gözlerimse bişey okuyamayacak kadar yorgun. ama bi şekilde uyanık kalmam lazım. kaptan değil miyim?
saat 03:03
nöbetteyim.
evde herkes uyuyor. biri uyanık kalmalı. benim de gözlerimden uyku akıyor ama uyuyamıyorum. tüm öğleden sonra olanlar aklımdan geçiyor. film izler gibi... 'keşke duyar duymaz gitseydim, keşke bi'şey olmamıştır demeseydim' diyip duran içsesi susturamıyorum. sonunu etkilemese de umursamazlığıma sövüyorum.
saat 03:09 olmuş bile
takvimden başka bi'şey değişir mi?
yapma o kadar da umutsuz değilim.
sadece çok umursamıyorum. ama her şeyin yenilenme hissini ve ihtimalini önemsiyorum.
03:14
içeri girip durumu iki kelimeyle özetledim... içlerinden biri her nedense söylediğimi tekrarladı ve güldü. tamamen şu şekli aldım: ?!?
03:30
her şey bi' anda değişir..
ama bi'şey yok.
sadece biraz üzüldüm. çokça telaş ettim.
anladım. bir kez daha, biraz daha anladım.
03:36
''Üzgünüz... Biletinize herhangi bir ikramiye isabet etmemiştir.''
piki:(
03: 48
bold'lar gerçek zamanlı. diğerleri o an aklımdan geçenler..
03:55
Orson Welles 2 yaşındayken yetişkin bir insan gibi konuşabiliyor, 3 yaşındayken her şeyi okuyabiliyor, 5 yaşındayken Shakespeare'in oyunlarını ezbere biliyormuş. bunu da gerçek zamanlı öğrendim.
04:10
04:32
2007'nin ilk günü başka bir şehirde misafirdim. tatil ya da seyahat sayılmazdı. ama günün sonunda 3 kızkardeş bir otelde hava muhalefetleri nedeniyle mahsur kaldık. daha doğrusu otele sığınmak zorunda kaldık. hayatımda o kadar korkunç bir fırtına, öyle bir yağmur görmemiştim. bütün gece dizdize oturup dışarıda uçuşan şeyleri dinledik.. bi yerlerden kopan tahtalar, çatılar, arabaların alarm sesleri... hepsi birbirine karışıp gerilimi güçlendiriyordu. nihayet sabah oldu. ne yağmur dinmiş, ne fırtına durulmuştu. sadece biraz hafiflemişti ama artık gitmek lazımdı. en güzeli de hava aydınlıktı! yola çıktık... ama hava koşulları peşimizi bırakmıyordu. bulunduğumuz vapur bir o yana bir bu yana yatarken, araçlar üzerinden devrilmek üzereydi. insanlar araçlarını tutarken tek hatırladığım şey son duamı ediyor olduğumuzu düşünmemdi.
insana hayatı öğreten, olgun ve akıllı biri olmaya süren talihsizliklerle dolu bir yolculuk ve denizin bizi yutmak istemesinin ardından karaya ayak basınca derin bir ohh çektim. ve eve geldiğimde bir değil birkaç yaş büyümüştüm.
04:50
bir şarkı geçiyor aklımdan ama söylemem. her aklından geçen söylenmez;)
04:50
bir şarkı geçiyor aklımdan ama söylemem. her aklından geçen söylenmez;)
04:57
nöbet dediğime bakma... neyse ki her şey yolunda...
5:10
sabah oldu, ben de uyuyabilirim artık. gözlerim acıyor.
günaydın istanbul kardeş, good morning vietnam, goodbye lenin...
günaydın istanbul kardeş, good morning vietnam, goodbye lenin...
30 Aralık 2010
...
hani eskiden izlediğimiz filmler vardı. böyle karda kışta geçen, bazen de yeni yıla girerken, duygusal, romantik, sıcak sıcak filmler...onlar neydi? ne türdü? nasıl arar nasıl bulurum bilmiyorum. hiç mi hiç bilmeden, kendi kendine, bilgisayara karşı oynayarak satranç öğrenilir mi? sanırım oldukça ilerleme kaydediyorum. içimdeki sebepsiz neşe kıvılcımlarını söndürecek bişeyler çıkıyor her gün.. ne istiyorsunuz kıvılcımlarımdan diye isyan etmek istiyorum ama ne fayda. üzerin örtülüveriyor bazen sebepsizce. artık bir fotoğraf makinem yok. aklıma geldikçe bir parçamı kaybetmişim gibi geliyor. bazı yerlere sırf bu yüzden gitmek istemiyorum. makinem yok napıcam ki? sanki olsa çekiyormuşum gibi:) biliyorum o'na benziyorum ben de... ama ne fayda genetik miras...biliyorum geri dönüş cümlelerinden bekliyordun belki ama yok. sadece o kalıp cümle; bugünlük bu kadar yeter..
29 Aralık 2010
karışır o zaman
bir gün hiç karşısına çıkmayacak gibi, söylediklerini duymamış, görmemişsin gibi, hiç çekinmeden söylüyor. ama karşına geçse ezilir, un ufak olur, küçücük kalır. ayağının altına aldığı şeyleri yüzünde bulur.
bir gün, sanki karşısına çıkacak gibi umut parçalarıyla kazıyor duvara yazdıklarını. etrafına çiçekler konduruyor.
ikisi de o, ikisi de ona...
bir gün, sanki karşısına çıkacak gibi umut parçalarıyla kazıyor duvara yazdıklarını. etrafına çiçekler konduruyor.
ikisi de o, ikisi de ona...
22 Aralık 2010
hatıra defteri
Şu can sıkıcı durumları yansıtan yazılara ilaç gibi gelecek bir şey okudum dün dolabımı düzeltirken. Uzun yıllardır, belki de o günlerden beri, hiç okumadığım hatıra defterimi buldum. Sene 95. Bilirsiniz ilkokul yıllarında hatıra defteri olmayan çocuk yoktu. Herkese kalbi kadar temiz bir sayfa ayrılırdı. O sayfa da iki satır kalıp cümleler ve manilerle doldurulurdu. Yıllar sonra açıp okununca bir anlam ifade etmeyen şeylerle yani. Fakat şimdi bakınca adını bile unuttuğum arkadaşlarımın varlığını hatırladım. Bazıları beni şaşırttı. ''Şimdiki gibi yüksek tahsilinde de başarılı olmanı dilerim'' gibi bir cümle beklemiyordum doğrusu. Ve zaman geçtikçe en merak ettiğim arkadaşımdan da ''ileride bir gün bu tozlu sayfaları açtığında umarım beni hatırlarsın'' diye yazmasını... Bunlar en bilinçli olanlar. Diğerleri ise kalbim kadar temiz sayfa, mavi önlük, çeşit çeşit maniler ekseninde... Fakaat benim şaşkın kuzenimin yazdığını paylaşmam gerek. Liseye kadar aynı sınıfta okuduğum amcaoğlu şaşkın kuzen, bana nasıl hitap edeceğini de neden bahsedeceğini de şaşırmış. Noktasına virgülüne dokunmadan aktarıyorum:
''Sevgili arkadaşım ve akrabam..... bana kalbin kadar temiz sayfa ayırdığın için teşekkür ederim. seni çok sevdiyimi biliyorsun. sen benim daima arkadaşım, ablam ve sırdaşım olarak kalaçaksın. sana bir sır vereyim bunu kimseye söylemiyeçeyini biliyorsun. yeni birisi var Adı: Nazlı 10 yaşında anlarsın ya kızı gördüyüm zaman çarpıldım. bu olay geçen hafta oldu ama geçici Beyza daima kalbimde. daha yazıcak birşey yok. Ders yılında başarılar.
-----
Daima Çapkın ve Daima Çapkın Kalacak Yiyenin
******
*Dipnot: Çapkın 'yiyen' bu yaz evleniyor.
''Sevgili arkadaşım ve akrabam..... bana kalbin kadar temiz sayfa ayırdığın için teşekkür ederim. seni çok sevdiyimi biliyorsun. sen benim daima arkadaşım, ablam ve sırdaşım olarak kalaçaksın. sana bir sır vereyim bunu kimseye söylemiyeçeyini biliyorsun. yeni birisi var Adı: Nazlı 10 yaşında anlarsın ya kızı gördüyüm zaman çarpıldım. bu olay geçen hafta oldu ama geçici Beyza daima kalbimde. daha yazıcak birşey yok. Ders yılında başarılar.
-----
Daima Çapkın ve Daima Çapkın Kalacak Yiyenin
******
*Dipnot: Çapkın 'yiyen' bu yaz evleniyor.
19 Aralık 2010
üç
''Bazı yazılardan o kadar pişman oluyorum ki, iyi ki gazeteci filan değilim.''
Bunu son yazıya istinaden söyledi. Halbuki kendi içinde bir amacı vardı ama fazla oldu yine.
Neyse şu kısacık yazıyı şimdi kulağıma çalınan karizmatik bir diyalogla bitireyim:
baba: sen ne içersin?
küçük çocuk: ben bişey içmem!
Bunu son yazıya istinaden söyledi. Halbuki kendi içinde bir amacı vardı ama fazla oldu yine.
Neyse şu kısacık yazıyı şimdi kulağıma çalınan karizmatik bir diyalogla bitireyim:
baba: sen ne içersin?
küçük çocuk: ben bişey içmem!
17 Aralık 2010
son zamanlarda...
Sana bilmediğin bir şey söylemiyorum. Hepsini sen de gayet iyi biliyorsun okuyucu. Ama yine de yazıyorum. Çünkü canım istiyor. Ama her şey yazıldığı kadar dramatik ve duygusal değildir bunu da biliyorsundur umarım. Bazıları daha dramatik ve duygusal bazılarıysa o kadar değildir.
Henüz 'geçen gün' gibi gelen şeyler 'geçen yıl' oluveriyor birdenbire. O aradaki zamanı boş işlerle doldurmuş olmaktan mıdır bilemiyorum. Anahtar kelimemiz oluyor pek çok durumda ve ben o vakit, boşlukları dolduran o kavramdan hiç hoşlanmıyorum. Ama ne var ki, gerçeklik payı yüksek.
Bazen, sanki garip bir enerji tarafından çevreleniyorsunuz. Günlerce sadece bir duygunun esiri oluyorsunuz.
Ki sanırım buna özlemek diyorlar. Tüm gücünüzü tüketiyor. Ama bunu bile seviyorsunuz.
Bazense durup bir yeri, bir şeyi veya birini anımsayıp, özlemek için vakit olmuyor. İçinde bir yerde hep duruyor ama o durup tamamıyle düşünmek zorlaşıyor ve böyle olunca daha iyi anlıyorum. Hmm demek ondanmış diyorun, demek böyle olabiliyormuş diyorum..
Ve hayatın karşıma çıkardığı her şeyi bir cevap olarak görüyorum bakarsam eğer. Daha iyi anlamak, kendini onun yerine koymak için verilmiş bir ders, bir fırsat... Sonucu ne olacak bilmiyorum ve daha iyi anlamak için daha ne kadar sebebim ve bahanem olacak onu da bilmiyorum.
Sırtımda ağır yükler, göğsüme baskı yapan bir ağırlık ve zihmini yoran düşüncelerle yürüyorum. Ve ben incecik, yetişkinmiş gibi yapan bir kızım. Gözlerim büyüyor korktukça. Daha ne kadar büyüyecekse:)
Henüz 'geçen gün' gibi gelen şeyler 'geçen yıl' oluveriyor birdenbire. O aradaki zamanı boş işlerle doldurmuş olmaktan mıdır bilemiyorum. Anahtar kelimemiz oluyor pek çok durumda ve ben o vakit, boşlukları dolduran o kavramdan hiç hoşlanmıyorum. Ama ne var ki, gerçeklik payı yüksek.
Bazen, sanki garip bir enerji tarafından çevreleniyorsunuz. Günlerce sadece bir duygunun esiri oluyorsunuz.
Ki sanırım buna özlemek diyorlar. Tüm gücünüzü tüketiyor. Ama bunu bile seviyorsunuz.
Bazense durup bir yeri, bir şeyi veya birini anımsayıp, özlemek için vakit olmuyor. İçinde bir yerde hep duruyor ama o durup tamamıyle düşünmek zorlaşıyor ve böyle olunca daha iyi anlıyorum. Hmm demek ondanmış diyorun, demek böyle olabiliyormuş diyorum..
Ve hayatın karşıma çıkardığı her şeyi bir cevap olarak görüyorum bakarsam eğer. Daha iyi anlamak, kendini onun yerine koymak için verilmiş bir ders, bir fırsat... Sonucu ne olacak bilmiyorum ve daha iyi anlamak için daha ne kadar sebebim ve bahanem olacak onu da bilmiyorum.
Sırtımda ağır yükler, göğsüme baskı yapan bir ağırlık ve zihmini yoran düşüncelerle yürüyorum. Ve ben incecik, yetişkinmiş gibi yapan bir kızım. Gözlerim büyüyor korktukça. Daha ne kadar büyüyecekse:)
3 Aralık 2010
ses bir kiii!!
Selam blog!
Ben de seni özledim.
Yazacak ne mecalim, ne vaktim ne de hevesim olmadığından sessiz kaldım. Gönül isterdi ki sana iyi haberlerle döneyim. Ama ne iyi ne de kötü haber vericem. Bi'haber kalman tercihimdir.:)
Ama bilmeni isterim ki; 'show must go on' hikayesine inanmıyorum.
Buna rağmen, zehirlenme sonrası tüm kırgınlığımı atıp iyileştiğimi hissettiğim an sokağa attım kendimi ve en sevdiğim yerlerden birine sığınıp çayımı içerken, açtım blogumu.
Günlük hayatın koşturmacasından, sıkıntısından, derdinden, ciddiyetinden, şuyundan, buyundan fırsat bulup bir mola verdim, yok saydım falan filan...
Tekrar yapabildiğimde görüşürüz...
Ben de seni özledim.
Yazacak ne mecalim, ne vaktim ne de hevesim olmadığından sessiz kaldım. Gönül isterdi ki sana iyi haberlerle döneyim. Ama ne iyi ne de kötü haber vericem. Bi'haber kalman tercihimdir.:)
Ama bilmeni isterim ki; 'show must go on' hikayesine inanmıyorum.
Buna rağmen, zehirlenme sonrası tüm kırgınlığımı atıp iyileştiğimi hissettiğim an sokağa attım kendimi ve en sevdiğim yerlerden birine sığınıp çayımı içerken, açtım blogumu.
Günlük hayatın koşturmacasından, sıkıntısından, derdinden, ciddiyetinden, şuyundan, buyundan fırsat bulup bir mola verdim, yok saydım falan filan...
Tekrar yapabildiğimde görüşürüz...
25 Kasım 2010
aklımda kalan
![]() | |
| blogtaki fotolar, hep bu tondalar... |
''Ben onun karşısında olsam bütün bildiklerimi unuturdum.''
dün, tv izlerken
''Sanırım bazı doktorlar, hastalarına alaycı davranmak üzerine de ihtisas yapıyor. ''
bugün, hastanede
'' Onca bilgiç laf ettikten sonra kendine bakınca, acınacak hayaller kurduğunun farkında mısın?''
dolmabahçe'de yürürken bugün
''Yüzüğü vardı ama.''
dün, evde...
Şu son cümle, duysan da söylesen de, insanın büyüdüğünü anladığı anlara ciddi bir örnek. Hem de çok...
21 Kasım 2010
ledorita'dan yaşlılık provası
Tamam kabul. Elimde örgüm, yanımda moda dergisi, dizimde şalımla oturup Gossip Girl izlerken epey komik görünüyorum. Ben de kendi halime gülüyorum ve böyle bir yaşlı olduğumu hayal ettiğimi söyleyince de gülme krizine giriyoruz. Tamam ama bunları duyunca 'bir daha seninle konuşmamam lazım aslında' diyen arkadaşlar da biraz abartıyor sanki öyle değil mi?:) Hı değil mi?
19 Kasım 2010
boş tarafı...
Tekrar edip duruyorum. Bazı şeylerin, bazı zamanların, geçilmesi gereken bir dönem olduğunu düşünmek; kendini kandırmanın en masum ve en gerçeğe yakın hali... Ama böyle günlerde işlemiyor! Sen istemesen de, böyle günlerde uzak ve yabancı olduğunun altı çiziliyor bir kez daha... Bardağın boş tarafından bakınca...
11 Kasım 2010
birazbiraz
Bir hafta sonra birazbiraz'ın 5.yılı dolacak. Zamanında .com yapmayı reddetmiş olsam da, hayatımdaki en kurumsal şey bu diyebilirim. Fakat şimdi beş yılda neler oldu muhasebesi yapmadan, çok sevdiğim halde dükkanı kapatıp gitmeyi düşünüyorum. İçim el vermiyor ama sıkıldığım ve kendi içinde fark yaratamadığım bir kısır döngü içindeyim. Ağlama duvarı olmaması için direnirken, yeni bir şeylerden söz edecek durumda da değilim. Ama başta en eski eleştirmenim fep olmak üzere diğer sıkı takipçilere sormam lazım:
Doğum gününde kendini imha etsin mi bu blog, ne dersiniz?
Utangaç ve gizemli arkadaşlar için yanda anket bile yaptım. Hadi interaktif olun biraz! :)
Hiçbir tepki alamazsam da 'bırak gitsin dönerse...' mantığını çalıştıracağım;)
Bu kadar saçma bi şekilde eğlendiğim bi yeri neden kapatmayı düşünürüm onu da bilmiyorum ya...
Doğum gününde kendini imha etsin mi bu blog, ne dersiniz?
Utangaç ve gizemli arkadaşlar için yanda anket bile yaptım. Hadi interaktif olun biraz! :)
Hiçbir tepki alamazsam da 'bırak gitsin dönerse...' mantığını çalıştıracağım;)
Bu kadar saçma bi şekilde eğlendiğim bi yeri neden kapatmayı düşünürüm onu da bilmiyorum ya...
10 Kasım 2010
...
ne tuhaf... aynı şeyleri yaşıyor olsak bile senin yaşadığın hep 'daha' oluyor. bazen bir arkadaşsın sen, bazen bir büyüğüm, bazen herhangi biri.. ve seninki hep daha önemli, daha başka, daha ciddi, daha acı, daha çok, daha iyi, daha mutlu... fakat aynı şeyden bahsediyoruz işte, hepsi aynı. adı belli, çapı belli.
değilse de; herkes kendine mahsus. ne diye daha önde olma çabasında olur insan, ne diye o kadar yüksek sesle konuşur anlamıyorum. susup kalıyorum o zaman. sessizlik en güzeli... ama ne tuhaf..
değilse de; herkes kendine mahsus. ne diye daha önde olma çabasında olur insan, ne diye o kadar yüksek sesle konuşur anlamıyorum. susup kalıyorum o zaman. sessizlik en güzeli... ama ne tuhaf..
9 Kasım 2010
çiçekli bir itiraf
Pek öyle çiçek seven bir kız değilim. Hiçbir zaman, kimseden çiçek beklemedim, aldığımda da çoğunlukla nezaketen sevindim. Yani o sevimsiz kırmızı gülleri alıp karşıma gelmenin bi güzelliği yok gibi geliyor bana. Ama zaten sevdiğim biriyse eğer, babamın yaptığı gibi; yoldan, bahçeden bi çiçek koparıp getirse bile bana cennet bahçesi filan gibi gelir...
Amaaa şu Chuck Bass fikrimi değiştiriyor. Bu adamın çiçek seçimindeki zevkine, o inceliğine bayılıyorum!
-içimdeki teenager konuştu-
Amaaa şu Chuck Bass fikrimi değiştiriyor. Bu adamın çiçek seçimindeki zevkine, o inceliğine bayılıyorum!
-içimdeki teenager konuştu-
2 Kasım 2010
doktor brown nerdesin?
''Zamanı geri alamayan hiçbir icat yeterince işe yarar değildir hacı! Bana bunlarla gelin.''
az önce/bir telefon trafiği sonrası/ledorita.
az önce/bir telefon trafiği sonrası/ledorita.
imkansızı istiyorum!
Sabah uyandığımda bambaşka biri olabilir miyim blog?
Ben yine aynı ben olsam ama başka şeylerle ilgilenmiş biri olsam. Başka okullarda, şimdi yabancısı olduğum başka bir şey okumuş olsam mesela. Başka bir sektörde meslek ediniyor olsam. Aklımda sorular olmasa. Bunları sormaya gerek olmasa, çok başka şeyler konuşuyor olsam. Başka yeteneklerim olsa... Başka kitaplar okumuş, başka şeyler biliyor olsam... Başka insanlar tanıyor olsam...
Her şey bu kadar uçlarda olmasa.. Ve ben iki ucun arasında kalmış olmasam. Günden güne tarafsızlaşıp ilgisizleşmesem...
Sabah uyandığımda başka biri olmak istiyorum. Ve başka şeyleri, başka birini seviyor olmak istiyorum.
Yani imkansızı istiyorum. Mümkün mü blog?
Ben yine aynı ben olsam ama başka şeylerle ilgilenmiş biri olsam. Başka okullarda, şimdi yabancısı olduğum başka bir şey okumuş olsam mesela. Başka bir sektörde meslek ediniyor olsam. Aklımda sorular olmasa. Bunları sormaya gerek olmasa, çok başka şeyler konuşuyor olsam. Başka yeteneklerim olsa... Başka kitaplar okumuş, başka şeyler biliyor olsam... Başka insanlar tanıyor olsam...
Her şey bu kadar uçlarda olmasa.. Ve ben iki ucun arasında kalmış olmasam. Günden güne tarafsızlaşıp ilgisizleşmesem...
Sabah uyandığımda başka biri olmak istiyorum. Ve başka şeyleri, başka birini seviyor olmak istiyorum.
Yani imkansızı istiyorum. Mümkün mü blog?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Pages - Menu
Popular Posts
-
yarım bir kalp olmuş orda. bazen çekim yaparken ne çektiğimi görmüyorum, sonuca da şaşırıyorum böyle. üzerine pek çok şey yazılabilecek bir ...
-
çok şükür. uykusuzluğun binbir türlü hali/sebebi varmış. şimdi gecenin bi yarısı yatağımdan kalkıp düşüyorum; öylece kendi kendine duran bi ...
-
aniden gelen, daha doğrusu çöken o his var ya.. hiçbir sebebi yokken üstelik... her şey durgunlaştırıp ağırlaştıran.. ondan kaçmanın bi yolu...
-
* gelgitlere alışma konusunda oldukça geliştirdim kendimi sanırım. eskiden her dalgalanma gözyaşına dönerken şimdi sadece sarsılıyorum. * ba...
-
''bir erkeğin hayatında, en zor sorular için hazırladığı zor cevaplar vardır.'' ''bir erkeğin hayatında, yenilgiyi k...
-
Henüz çifte kavrulmamış haliyle, nereyi netlediğim belli olmayan fotolarla biscotti... bloga renk katsın biraz:)
-
Nisan ayının son post'u da kendi içinde çelişkiler taşıyabilir baştan uyarayım. Zira gün içersinde yazmış olsaydım bir bahar şenliği hav...
-
city of night belki de küçücük bir dokunuşla naifliği bulabilir iz.
-
Dikkat çok 'kızsal mevzular' içeren bir posttur!:) *Saçlarımı boyadım ve hiçkimse farketmedi blog. Zaten farkedilecek gibi değil ama...







